Yönlendirmeye geçin
Pampers® Prima® Sevgi, Uyku & Oyun
Arama


Türkiye

Prima Premium Care

5 Yıldızlı Cilt Koruması

Prima Premium Care, Prima’nın en kuru, en ince bebek bezidir. İçindeki Prima’ya özel DryMax teknolojisi sayesinde Premium Care Prima’nın hem en üstün kuruluğuna sahip, hem de %20’ye kadar daha ince. Nefes Alan Dış Yüzey ile bebeğinizin cildine sürekli taze havanın temas etmesi sağlanır.Prima’ya özgü Aloe içeren koruyucu krem tabakası ile bebeğinizin cildini korur. Prima Premium Care’in esnek yan bantları bebeğinizin belini tam olarak kavrar. Prima Premium Care bebeğinizin altının gece boyu, hatta 12 saate kadar kuru kalmasını sağlar.

Şimdi satın al

Boy
1
 Şimdi satın al   2 - 5  kg        
2
 Şimdi satın al   3 - 6  kg        
3
 Şimdi satın al   4 - 9  kg        
4
 Şimdi satın al   7 - 18  kg        
5
 Şimdi satın al   11 - 25  kg        
Perakendeciler     Prima Premium Care
Boy
 
1
2
3
4
5
Prima Bebek Bezi Premium Care Ekonomi Paketi Çeşitleri

Social Sharing

Ürün Özellikleri

Ultra Bakım

En yoğun sıvıları emer
Benzersiz petek desenli tabaka, en yoğun sıvıları dahi emer ve içinde hapseder. Böylece ıslaklığın bebeğinizin cildiyle temasını önler, cilt tahrişi riskinin azaltılmasına yardımcı olur.

Ultra Bakım

Nefes alan yüzey
Prima Premium Care gözenekli yapısı sayesinde bebeğinizin cildinin sürekli havayla temas etmesini sağlayarak kalıcı bir kuruluk ve rahatlık sağlar.

Ultra Bakım

Aloe Kremi
Prima Premium Care bezleri içerdiği benzersiz Aloe kremi ile bebeğinizin cildine ekstra koruma sağlar.

Ultra Rahat

Pamuk Gibi Yumuşak
Prima Premium Care pamuksu malzemesi ile bebeğinizi yumuşacık sarar ve sürekli rahat hissetmesini sağlar.

Ultra Rahat

Bebek Giyimine Benzer Tasarım
4 - 5 Beden bezlerimiz yeni tasarımı ile artık bez değil, kıyafet gibi görünüyor

Ultra İnce

Maksimum Kuruluk
Bebek bezinin dolgusu için gerekli olmayan malzemeleri çıkardık, bebeğinizin bacakları arasında daha az yer kaplayacak ultra ince bezi yarattık. Böylece en ufak bebekler bile rahatça hareket edebiliyor.

Ultra Fit

Esnek Kenarlar
Esnek kenarlar bebeğinizin hareketleriyle birlikte bükülüp esneyerek kızarıklıkları önleyen rahat ve tam uyum sağlayan bir tasarıma sahiptir.

Ultra Fit

Ayarlanabilir Yapışkanlar
Ayarlanabilir yapışkan kenarları (beden 0 - 2) sayesinde bezi bebeğinizin rahatını sağlayacak şekilde ayarlayabilirsiniz.

Ultra kuru

12 Saate Kadar Kuruluk
Prima Premium Care en kuru bezimizdir. Dry Max teknolojimiz ıslaklığı yerinde hapsederek bebeğinizin cildinin 12 saate kadar kuru kalmasını sağlar.

Ultra kuru

Islaklık Göstergesi
Prima Premium Care bebeğiniz altını ıslattığında mavi renge dönüşen yeni bir ıslaklık göstergesine sahiptir. Böylece bebeğinizin bezini ne zaman değiştirmeniz gerektiğini anlayabilirsiniz.

Uzmanlar

Prima Experts Dr. David Atherton, Pediatrik Dermatoloji Uzmanı

Yüksek kaliteli kullan-at bebek bezlerinin en büyük avantajlarından biri biri de bebeğin daha konforlu olmasıdır.

Bebek bezlerinin en hayati rolü idrar damlalarını ve herhangi bir sıvı içeriği en hızlı şekilde emerek deriyi tahrişten korumaktır.
Prima Experts Dr. Susanna Brinks, Klinik uzmanı

Bezin içindeki ve dışındaki pamuk gibi yumuşak malzeme bebeğinizi öyle sarmalar ki, bebeğiniz bir bez giydiğinin farkına bile varmaz.

Prima Premium Care ayrıca havanın bebeğinizin cildine temas etmesini sağlayan gözenekli bir dış katmana sahiptir. Testler, gözenekli dış katmana ve jel tabana sahip bezlerin cilt için en ideal ve sağlıklı ortamı sağladığını ve aşırı hidrasyon; yani nemlenme olasılığını düşürdüğünü göstermiştir. Bu nedenle Prima Premium Care, bebek bezine bağlı cilt iltihabı ve buna bağlı enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur.

Islaklık göstergesi yeni ebeveynlere ufaklığın altını ne zaman ıslattığını anlamaları için yardımcı olacaktır. Genelde ebeveynler ya da bakıcılar için bebeğin altını ıslattığı için huzursuzlandığını anlamak kolay değildir. Bez sıvı ile temas ettiğinde ıslaklık göstergesi sarıdan maviye dönerek ebeveynlere bebeklerinin altını değiştirme zamanının geldiğini bildirir.
Prima Experts
Jinekolog
Prof. Dr. İsmail Çepni
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

İsmail Çepni 1960 yılında Rize’de doğdu. 1984 yılında İ. Ü. Tıp Fakültesinde lisans eğitimini tamamladı. Erzincan Merkez Verem Savaşı Dispanseri’nde zorunlu hizmetini sürdürürken Dünya Sağlık Örgütü’nün desteklediği "Genişletilmiş ve Hızlandırılmış Aşı Kampanyası”nda Erzincan İli Genel Aşılama Sorumlusu olarak görev yaptı. 1987-1992 arasında İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalında ihtisasını tamamladı. Bir süre Münih’te Gastarzt olarak Ludwig Maksimilyan Üniversitesi Grosshadern Kliniği IVF-ET Merkezinde çalıştı ve ardından doçent oldu. 4 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Tüp Bebek Ünitesi Sorumlusu olarak çalıştı. 2005’te profesörlük unvanını aldı. 1987’den beri asistan, uzman, doçent ve halen profesör olarak İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında çalışmaktadır. İki yıl boyunca Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Etik Kurul üyeliği görevini yürüttü. Çepni’nin çok sayıda yurt içi ve uluslararası dergide yayınlanmış bilimsel makalesi bulunmaktadır.
SIK SORULAN SORULAR
Hamilelik Öncesi
1. Regl düzensizliği olan kadınlar, bebek planlaması yaparken nelere dikkat etmeli?
Adet düzensizliği, daha çok yumurtlama problemi ile birlikte ortaya çıkar. Kendiliğinden düzenli adet gören hanımların convertpEsc2Char: error 90! üzerinde yumurtlaması gerçekleşiyordur. Yine düzensiz ama kendiliğinden adet gören kadınlarda yumurtlama oranı `-70’dir. Yumurtlamadan sonra, adete kadar geçen süre yaklaşık iki haftadır, yani yumurtanın gelişme süreci uzayabilir. Bu açıdan çocuk isteyen ve düzenli adet gören hanımların adetten itibaren 10. gün itibariyle 17-20. adet gününe kadar 2-3 günde bir eşleriyle birlikte olduklarında, geç adet görenlerin ise 25. güne kadar gebelik şansı vardır. 35 yaşa kadar yumurtlama günü birlikte olunsa dahi gebelik şansı bir adet dönemi için -25 kadardır. 35 yaştan sonra bu şans gittikçe azalır. 35 yaşa kadar 1 yıl, daha sonra 6 ay düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik olmaz ise artık hekime başvurulması gereklidir. Eğer geçirilmiş karın ameliyatı, iltihabi hastalık, ara kanamalar ya da eşinde kasık ameliyatı v.b. gibi durumlar varsa daha önceden araştırmalara başlanması önerilir. Polikistikover hastalığı denilen sendromda yumurtlama problemi, adet düzensizliği, kıllanma, sivilcelenme birlikte bulunabilir. Bu durumda da özellikle kilo fazlası da var ise hekime başvurmak gereklidir.
2. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar bıraktıktan ne kadar süre sonra hamile kalabilir?
Doğum kontrol hapları gebelikten korunmada en etkili yöntemler arasında yer alırlar. Bu hapların kısırlığa yol açabileceği şeklindeki yanlış bilgi şehir efsanesi olarak tanımlanabilir. Ancak daha önceden var olan kısırlık nedeni hapın bırakılması sonrasında da var olacağı için bu yanlış anlayış yerleşmiş olabilir. Hapın bırakılmasından en geç bir iki ay sonra başka bir problem yok ise doğurganlık hap öncesindeki duruma döner.
3. Diyabetli bir annenin çocuğu da diyabetli olabilir mi?
Gebeliklerin yaklaşık %7′sinde şeker hastalığı görülür. Bunların yaklaşık convertpEsc2Char: error 88! ′i gebelikte oluşan şeker hastalığı, %8′i tip 2 şeker hastalığı ve %4 kadarı tip 1 şeker hastalığı şeklindedir. Tip 1 ve tip 2 şeker hastalığı gebelikten önce başlamış iken, gebelik şeker hastalığı ilk kez gebelikte ortaya çıkar.

Bu durumda şu soru da sorulabilir: “Gebelikte karbonhidrat metabolizması bozuklukları hangi sebeplerle olabilir?” Normalde gebeliğin kendisi vücutta insülin direnci oluşturan bir durumdur. Burada annenin yağ dokusu artışı ve plasentadan salgılanan bazı hormonların etkisi vardır. Yani, gebelikte oluşan durum, bir anlamda tip 2 şeker hastalığı gelişmesine benzer. Gebelikte şeker hastalığı araştırılması: 24. gebelik haftasından sonra bütün gebelere 50 gr oral glukoz tolerans testi yapılır, birinci saat 140 mg/dl’yi aşar ise ileri araştırmaya geçilir. Daha önce diyabetik bir patoloji veya birinci derecede akrabalarında diyabet olan annelere ise gebeliğin başında tetkik uygulanır. Gebede diyabet belirlendiğinde diyabet uzmanı ve kadın doğum hekimi birlikte takip etmeli ve kan şekeri normal sınırlar içinde tutulmalıdır. Bu diyetle olabilir ya da gerekli ise insulin kullanılmalıdır.

Gebelik şeker hastalığı olanlar doğumdan 6- 8 hafta sonra yeniden değerlendirilmelidir. Gebelik şeker hastalığı bir sonraki gebelikte tekrar oluşması açısından risk taşır. Gebelikte şeker hastalığı oluşanların ileriki yıllarda kalıcı şeker hastalığı gelişme riski artmıştır. Bu riskin ne olduğu konusunda kesin ve uzun süreli çalışmalar olmamakla birlikte, bazı çalışmalarda 10 yıl içinde olguların p′inde şeker hastalığı gelişebileceği ileri sürülmüştür.

Şeker hastalığına yol açan bir neden genetik iken, diğer neden çevresel faktörlerdir. Tek yumurta ikizlerinde aynı genler olmasına rağmen birbirlerinden farklı iki tipte diyabetli olmaları söz konusu olabilir. Tip2 diyabetin daha güçlü bir genetik riski vardır. Kalıtım ile doğrudan diyabet hastalığı geçişi olmuyor ama diyabete yatkınlık genetik geçişli oluyor.

Yapılan çalışmalar Tip1 diyabetli bir ebeveyne sahip kişilerin Tip1 diyabete yakalanma riskinin yaklaşık yüzde 6 olduğunu gösteriyor. Tip1 diyabetli bir annenin 25 yaşından önce doğan çocuğunda risk yüzde 4, 25 yaşından sonra doğan çocuğunda ise yüzde 1 diyabet riski var. Eğer ebeveyn Tip1 diyabete 11 yaşından önce yakalandıysa, çocuğun riski iki katına çıkar. Eğer her iki ebeveyn de Tip1 diyabetli ise, çocuklarının riski yaklaşık yüzde 10 ile 25 arasında değişir. Tip2 diyabette ise durum biraz farklıdır. Her iki ebeveynde de Tip2 diyabet varsa çocuğun diyabet riski yüzde 50'ye çıkar.

Özetle diyabetik anne çocuklarında bir miktar diyabet ve obezite riski artmaktadır. Gebelik esnasında şekerin normal sınırlarda tutulması , doğduktan sonra doğru beslenme ve egzersiz alışkanlığı ile bu risk azaltılır. Aynı yumurta ikizi birisinde diyabet oluşurken diğerinde oluşması şart değildir.
Hamilelik Dönemi
1. Hamilelik döneminde her harekette nefes daralması normal mi?
Gebelikte saçtan tırnağa bütün organlarda değişiklikler gerçekleşir. Annenin gebeliğe uyumu için oluşan bu değişiklikler sonucu gebeliğin en önemli etkileri solunum ve kalp damar sisteminde ortaya çıkar. Bu sistemlerin rezerv ya da yedek güçleri yeterli değilse, gebe değilken belirti vermeyen kalp ya da solunum sistemi hastalığı var ise gebelikte belirti vermeye başlar, kalp hastalığı ilerleyebilir, kansızlık ya da solunum problemine bağlı nefes darlığı ortaya çıkabilir. Yani gebelikte sürekli nefes darlığı ciddi bir hastalık belirtisi olabilir. Anne adayının hekimine başvurması önemlidir.
2. Hamileyken ne tür egzersizler yapılabilir?
Yüzme, hamilelik döneminde yapılabilecek en güzel egzersizdir. Kasların hareketinin suyun kaldırma etkisiyle artması hamile kişi üzerinde olumlu etki yapar. Özellikle gebelik hormonları etkisi ile kaslar tonuslarını kaybetmiş, karın büyümesi ile de daha fazla gevşemişlerdir. Suyun yardımı ile de kas güçlendirici hareketler daha kolay yapılır.
3. Hamilelikte kanama/lekelenme normal mi?
Gebeliğin tüm dönemleri içinde görülebilen kanama şikayetleri önemlidir. İlk üç aydaki hafif kanamalar genel olarak düşük tehdidine bağlı ve de yüzde 90 oranında dinlenme ile kendiliğinden geçen şikayetler olsa da doktora başvurmak gerekir.Çünkü bazen durdurulamayan düşük tablosu ve bağlı olarak ciddi kanamalar ortaya çıkabilir. Kanama yalnız bebeğin değil, annenin sağlığı için de riskli durumlar yaratabilir. Gebeliğe rastlamış bazı hastalıklar da bu esnada kanamaya yol açabilir. Örneğin rahim ağzında polip, miyom gibi iyi huylu kitleler, rahim ağzı yarası ya da nadiren de olsa rahim ağzı kanseri... Özetle gebelikte kanama ciddi bir belirtidir ve derhal hekime başvurulmalıdır.
4. Yüksek tansiyon hastaları hamile kaldığında tansiyon ilaçlarına devam edebilir mi?
Gebelikte tansiyon yükselmesi ya da tansiyon hastasının gebe kalması ciddi bir durumdur. Gebeliğe bağlı tansiyon yükselmesi, ayaklarda veya bedende şişmeler, idrarda proteinüri anne ve bebek sağlığını ciddi biçimde etkiler. Bu tablonun yönetimi ile tansiyon hastasının gebelik esnasında tedavi düzenlemesi farklıdır. Ve tabii ki gerekli ise ilgili hekimin seçeceği gebelikte kullanılabilecek tansiyon ilaçları mutlaka kullanılmalıdır.
5. Hamilelikte anne adayının kendisini stresli ve sinirli hissetmesi normal mi? Bu durumu aşmak için ne yapılabilir?
Gebelik üçer aylık dönemler halinde değerlendirildiğinde her üç ayda bazı anne adaylarının endişe ya da kaygıları oluşur. Bir yandan bedeninde oluşan ve kendini beğenmediği değişiklikler, diğer yandan ilk üç ayda “bebeğim normal mi?” kaygısı, son üç ayda ise “doğumum nasıl olacak, doğum sonrası bebekle baş edebilecek miyim, iyi bir anne olabilecek miyim?” düşünceleri anneyi etkiler. İkinci üç ay kısmen rahat dönemdir. Bütün bu sorunları aşmanın en önemli adımı, gebelikle ilgili bilgi edinmek ve iyimser düşünmektir. Hekim ile iyi bir bağlantı ve işbirliği sürecin güzel geçmesine destek olacaktır. Bilinmelidir ki gebeliklerin convertpEsc2Char: error 90! -95’inde zaten sorun olmaz...
6. Hamileliğin ilk döneminde bilmeden antibiyotik ve ağrı kesici kullanımı sorun yaratabilir mi?
Genetik yatkınlık olmadıkça bir çok ilacın bebeğe olumsuz etkisi olmaz. Son aybaşının 21. gününe kadar kullanılan ilaçlar “ya hep ya hiç” kuralıyla bebeği geliştirmez veya hiç etkilemez. Diğer yandan da hiçbir etken yok iken %2-3 bebekte ciddi bir yapısal sorun ortaya çıkabilir. Bu yüzden gebelikte ilaç kullanıldığında hekimi ile birlikte anne adayı risklerin değerlendirilmesine yönelmeli ve bebek ayrıntılı olarak araştırılmalıdır.
7. Kordon dolanması nasıl olur? Nasıl anlaşılır?
Bebeğin anneden beslenmesi, kan alması ve atıklarını ilettiği hayat bağı kordon, bebeğin içinde bulunduğu sudaki hareketleri sonucu boynuna veya vücudunun bir yerine dolanmış olabilir. Ultrasonografi ile anlaşılması mümkündür. Doğum ağrıları başlamadan çok sorun oluşturmaz. Ama doğum eylemi ile birlikte gerilir, kanlanma bozularak bebek sıkıntıya girebilir.
8. Sezaryen ne zaman, hangi durumlarda yapılmalıdır?
Sezaryen bir tür müdahaleli doğumdur. Yani anne ve bebek açısından normal doğum mümkün olamıyor ya da ciddi riskler taşıyor ise uygulanmalıdır. Günümüz doğum hekimliğinde her vajinadan doğum normal doğum olarak tanımlanamaz. Hedef sağlıklı anne ve sağlıklı bebek olmalıdır. Plasenta önde ve tamamen doğum yolunu kapatmış, rahim yırtılma riski, plasenta ya da “eş”in ayrılma tehlikesi, bebeğin makatla gelmesi, çoğul gebelik, çok iri bebek, daha önceden sezaryen ile doğum yapmış olmak ve hatta annenin normal doğumdan korkması gibi durumlarda sezaryen doğum seçeneğidir.
Hamilelik Sonrası
1. Doğumdan ne kadar sonra doğum kontrol hapına başlanabilir?
Doğum sonrası annenin mutlaka bebeğini emzirmesi gereklidir. Emziren annelere önerilecek hapların içinde sadece progesteron olabilir. Ülkemize de bu özellikte hap gelmiştir. Doğumdan 40-45 gün sonra annedeki gebelik değişiklikleri ancak normale döner. Diğer yandan emzirmek kesin olarak gebelik koruyucu değildir. Dolayısı ile 45 gün sonrasından itibaren ek bir sorun yok ise uygun hap kullanılabilir.
2. Sezeryan ile doğumdan ne kadar sonra spora başlanabilir?
Bir ameliyatın iyileşme süreci yaklaşık 6 ay kadardır. Ancak lohusalık bittiğinde, yani 40-45 gün sonra spor yapılabilir. Uygun sporlar seçilir, yürüme, yüzme, mekik , jimnastik... Spor esnasında nabzın 120/dk’yı aşmaması önemlidir. Yani anne kendiyle yarışmadan giderek artan tempoda spor yapmalıdır.
3. Hamilelik sonrası çatlaklar için ne yapmak gerekir?
Hamilelikte karın cildinde oluşan çatlaklar gebelik değişiklikleri arasında yer alır. Önlem daha çok gebelik esnasında alınabilir. Yağlı-nemlendirici kremler önerilir. Ancak çatlak olacaksa tamamen önlenmesi zordur, azaltılabilir. Karın gevşekliği için ise doğumdan 40-45 gün sonra mekik gibi karın kaslarını güçlendirici hareketler önerilir.
4. Doğumdan ne kadar süre sonra adet kanamalarının başlaması normaldir?
Anne emzirdikçe hiç adet olmayabilir, düzensiz adet olabilir veya emzirme sıklığı az ise düzenli adet olabilir. Emziremedi ise doğumdan 40-45 gün sonra adet görebilir. Ama unutulmamalıdır ki süt gebelikten korumaz.
5. Bebekte görülen süt alerjisi, hamilelik sırasında hatalı yapılan bir şeyden mi kaynaklanır?
Süt alerjisi, gebelikte yapılan yanlışa değil bebeğin özelliğine bağlıdır. Çocuk hekiminin erkenden tanıyı koyarak beslenme rejimini düzenlemesi ile sorun çözülür.
6. Emzirmeyi bıraktıktan sonra sıkınca göğüsten süt geliyor olması normal midir? Emzirmeyi bıraktıktan ne kadar sonra durması gerekir?
Doğum yapmış hanımların göğsünden özellikle göğüs sıkılarak süt gelmesi anormal değildir. Ancak prolaktin hormonunun yüksek olup olmadığı kontrol edilmelidir. Sütün gelmesinde bir önemli mekanizma da bebeğin emerek oluşturduğu uyarıdır. Bu uyarı ortadan kalktığında haftalar içinde süt kesilebilir. Uzama halinde hekim ile bağlantı kurularak ilaç kullanılabilir.
Hamilelik döneminde dikkat edilmesi gerekenler
Anne adayları kimi zaman gözle görülebilen kimi zaman yalnızca uzmanların fark edebildiği değişikler yaşıyor. Bu değişimlerin pek çoğu aslında gebeliğe uyum sürecini hızlandırıyor. Bu yüzden “anne bedeninin gebeliğe uyumu” olarak tanımlanıyor.
Ancak hamilelik boyunca öyle değişimler var ki, hiç zaman kaybetmeden doktora başvurmayı gerektiriyor. Prof. Dr. İsmail Çepni, anne adaylarında hangi belirtilerin tehlike sinyali olduğu hakkında şu bilgileri veriyor:
1- İlk 3 Ayda Gebelerin Yüzde 25’inde Vajinal Kanama Oluyor
Vaginal kanamalar, gebeliğin hangi haftasında olursa olsun süresi ve miktarına, birlikte ağrı ve diğer belirtilerin varlığına bakılmaksızın en önemli tehlikeli belirtisi olarak algılanarak en yakın hastaneye başvurulmasını gerektiriyor. Vajinal kanamalar, hamilelerin yüzde 20-25’inde ilk üç aylık dönemde görülebiliyor.
• Bu dönemdeki kanama nedenleri arasında, ceninin rahme yerleşmesi ile oluşan “implantasyon kanaması” hamile kaldıktan bir hafta sonra gerçekleşiyor ve gebeliğe zararı olmuyor. Bir–iki gün içinde lekelenme tarzında olup geçiyor.
• Kanama ile birlikte kramplar veya aktif kanama da olursa, düşük olasılığı yükseliyor. Bu nedenle zaman geçirmeden hekime başvurulması gerekiyor.
• Dış gebelik de kanamaya yol açabilir. Durumu anlayabilmek için ultrason yapılıyor.
• Eğer kanamalar hamileliğin ikinci üç aylık döneminde oluyorsa, geç dönem düşüklerine, bebeğin çok erken doğmasına, eşin önde durmasına (Plasenta Previa) ya da tansiyon yüksekliğinin de eşlik ettiği eşin erken ayrılması (Plasenta Dekolmanı) gibi ciddi tablolara yol açabiliyor.
• Üçüncü üç aylık dönemde meydana gelen kanamalarda ise genelde bebeğe yaşamsal oksijen ve besinleri gönderen plasentada (eşte) bir sorun olduğuna işaret ediyor.
2- Karın Ağrısı Dış Gebelikten Kaynaklanabilir
• Hamilelikte ciddiye alınması gereken belirtiler arasında ağrıyı da unutmamak gerekiyor. İlk üç aylık dönemdeki ağrı, dış gebelik nedeniyle olabilir.
• Ağrının yanında kanamanın da olması durdurulamayacak düşük ihtimalı anlamına geliyor.
• Ağrıya miyom da eşlik edebilir ya da yumurtalıklarda bir problem olabilir.
• Erken hamilelikte rahmin büyümesine bağlı gerilme ağrısı da söz konusu olabiliyor.
• Ayrıca karındaki diğer organ problemleri de; örneğin safra kesesi, apandisit nedenler arasında olabiliyor.
• Eğer ağrı sırtta hissediliyorsa ve idrar yaparken yanma oluyorsa, idrar yolu infeksiyonu ve özellikle sağ böbreğin genişlemesinden (hidronefroz) şüphelenmek gerekiyor.
• Daha önceden sezaryen ya da başka rahim ameliyatı geçirmiş anne adaylarında ağrı olduğunda nadir ama çok ciddi bir problem olarak rahim yırtılması (uterus rüptürü) da akla gelmeli.
• İkinci ya da üçüncü ayda sağ üst karın bölgesinde şiddetli ağrı safra kesesi ile ilgili olabileceği gibi çok daha ciddi olarak gebelik zehirlenmesinin ağır tablosu “Hellp Sendromu” da olabilir. Bu sendrom, hamileliğin anne hayatını da tehlikeye atabilen en önemli komplikasyonlarından birisi. Ayrıca gebelik ile oluşan hipertansiyonun en tehlikeli aşaması. Gebelikte baş ağrısı da yüksek risk gebeliğe bağlı hipertansiyon (preeklempsi) habercisi ya da migren, sinüzit gibi baş ağrısı nedenlerinden oluşabiliyor.
3- Bebek Günde 10-20 Defa Hareket Ediyorsa İşler Yolunda
Anne adayları ilk gebeliklerinde 20. haftada, daha sonraki gebeliklerinde ise 18-19. haftalarda bebeklerinin hareketlerini hissetmeye başlıyor. Bebeğin bir günde ayrı zamanlarda 20 defa ve fazla hareket etmesi iyi olduğunun işaretidir. Yine bir günde ayrı zamanlarda 10 defadan fazla hareket etmesi yeterlidir. Bebeğin günde 10 defadan daha az hareket etmesi, sıkıntıda olmasına (Fetal distress) işaret edebilir. Hareketlerin uzun süre hissedilememesinde bebek ölümü dahi akla gelir. Bunun dışında bebeğin uyku hali, plasentanın ön tarafta yerleşmiş olması da ‘masum hareketsizlik nedenleri’ arasında sayılabilir.
4- Ateş 37.5’u Aşıyorsa Enfeksiyon Gelişebilir
Gebelikte ateş 37.5 santigrat derecenin üstünde ise herhangi bir yerde enfeksiyon habercisi olabilir. Odak bulunamayan durumlarda çok dikkatle araştırılmasi gerekiyor. Özellikle yüksek ateşin erken doğumu tetikleyebileceğinin akılda tutulması önemli. Diğer olası nedenler arasında su alımında azalma (dehidratasyon) düşünülebilir.
5- Her 100 Anne Adayında 5-10’unda Şiddetli Kusma Oluyor
Ağızdan beslenemeyecek kadar şiddetli kusma ve yemek yiyememe durumu özellikle gebeliğin ilk 10-12 haftasına kadar görülebilen bir durum. Her 100 anne adayından 50 ile 70'inin az ya da çok bulantı ve kusma sorunu yaşadığı biliniyor. Her 100 anne adayından 5-10'unda ise bulantı ve kusmalar hastaneye yatacak ve besin maddelerinin damardan verilmesini gerektirecek kadar şiddetli olabiliyor. Gebelerin idrar tahlilinde aseton ya da keton pozitif olarak bulunursa, anne adayının hastane ortamında damardan beslenmesi gerekiyor. Bulantı ve kusma yakınmaları sabahın erken saatlerinde daha şiddetli görülüyor. Bu duruma tıp dilinde “Emesis Gravidarum” deniyor. Diğer bulantı ve kusma nedenleri arasında besin zehirlenmesi, enfeksiyonlar ve mide-barsak sistem hastalıkları geliyor.
6- Rahimde Kasılma Ve Sertleşme Doğumu Başlatabiliyor
Rahimde bebek oynadığı esnadaki gibi kasılma ve sertleşmeler ritmik olarak, gittikçe sıklaşan, süresi uzayan ve kuvveti artan şekilde gerçekleşir ise erken doğum ya da doğum başlamasına işaret ediyor. Bazen de doğuma hazırlık ağrıları olarak tanımlanan Braxton Hicks kasılmaları olabiliyor. (Gerçek doğum kasılmaları başlamadan önce rahim kaslarında meydana gelen bazı kasılmalardır). Su alımında azalma ve dehidratasyonda da benzer bulgular oluşabiliyor.
7- Vajinadan Sıvı Gelirse, Gebelik Zarı Yırtılmış Olabilir
Gebeliğin özelliği nedeni ile daha çok mantar ağırlıklı vaginitis ortaya çıkabilir, ya da cinsel temasla bulaşan infeksiyonlarda akıntı olabilir. Ancak vaginal akıntı olduğunda gebeliğin haftasına göre düşük, erken doğum başlanması, bebeğin içinde yaşadığı amnios suyunun gelmesi yani gebelik zarının yırtılması akla gelmeli. Akıntı, bazı gebelerde idrar kaçırma sorunundan da kaynaklanabiliyor.
8- Eller, Ayaklar, Yüzde Ani-Aşırı Şişme Varsa Tehlikeli
Hamileliğe bağlı hipertansiyon (preeklampsi) da oluşur. Özellikle kısa sürede normal kilo alış seyrinden fazla kilo alımı varsa, bu neden akla getirilmeli.
9- İdrar Yaparken Yanma Enfeksiyon Demek
İdrar yolu enfeksiyonu akla gelmelidir.
10- Annede Sara Varsa Havale Gelişiyor
Gebeliğin hipertansiyonu ile birlikte ise ciddi gebelik zehirlenmesi olarak tanımlanan ve beyin dokusunun zarar görmesine yol açabilen anne ve bebek açısından hayati tehlikenin mevcut olduğu eklampsi tablosunda görülür ya da daha önceden var olan epilepsi hastalığına bağlı havale geçirme şeklinde oluşabiliyor.
11- Görme Bozukluğu Yüksek Tansiyondan Kaynaklanıyor
Hamileliğe bağlı hipertansiyon (preeklampsi) veya ağır preeklampsi işareti olabilir. Ya da diğer görme problemi oluşturan hastalıklara bağlı görme bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Anne adayının bedeninde ya da psikolojisinde oluşan her belirti gebelikte çok önemli bir durumun işareti olabilir.
Rutin gebelik takibi şart!
Her anne adayının, hamileliği boyunca düzenli olarak kontrollere devam etmesi büyük önem taşıyor. Bu izlemenin gebeliğin başından sonuna kadar aynı hekim tarafından yapılmasında yarar var. Düzenli gebelik muayeneleri ile anne ve bebeğin sorunları çözülür. Anne adayının sadece kan grubu, tansiyonu ve kilosunun belirlenmesi ile bile birçok sorun önceden belirlenerek önlem alınabilir.
Prima Experts
Pediatrist
Prof. Dr. Mehmet Vural
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

1964 yılında İstanbul’da doğan Prof. Dr. Mehmet Vural, İstanbul Amerikan Robert Koleji’nin ardından lisans eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi’nde yaptı. Amiens Tıp Fakültesi’nde (Fransa), Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlık eğitimini tamamlaması ve uzmanlık tezinin kabulünden sonra 1992 yılında aynı üniversitenin Yenidoğan servisinde Uzman Doktor olarak göreve başladı. 1994 yılında UniversitéRené Descartes - PARIS V’ ten “Tıp’ta Ultrason Uygulanımı: Ekografi ve Dopler” diploması, 1995’te de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden NeonatolojiYandal Uzmanlık denkliğini alan Vural, Eylül 1995’te Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. Vural, aynı okuldan 1999 yılında doçentlik, 2006 yılında da profesörlük ünvanına hak kazandı. 1998 yılından bu yana Türk Pediatri Kurumu yönetim kurulu üyeliği yapan Vural, 2003 yılında Union of NationalEuropeanPediatricSocietiesandAssociations’ın yönetim kuruluna seçildi. İki sene kuruluşun Başkan yardımcılığını yürüten Vural 2008 yılında Avrupa Pediatri Kongresi’nin başkanlığını yaptı.
Beslenme
1. Çocuğum kilo almıyor ne yapmalıyım?
Kilo almamasının ne anlama geldiği önemlidir. Çocukların kilo alımı ilk sene ayda 600-900 gram gibi olabilirken; kilo alımı ondan sonraki senelerde yavaşlar ve bu normaldir. Yani büyük çocuklarda çok fazla kilo almaları beklenmez. Önemli olan çocukların yaşlarına göre boy ve kilo eğrilerinde kaçıncı persantilde oldukları ve bu eğrideki yerlerini koruyup koruyamadıklarıdır.
2. Bebeğim ek gıdaları yiyemiyor, boğazına takılıyor ne yapmalıyım?
Bu durumda sebzeleri biraz daha fazla püre haline getirip vermeyi denemek gerekir.
3. Bebeklere su verilir mi?
Ülkemiz şartlarında ilk 6 ay bebeklere su vermeye gerek yoktur. 6. aydan sonra katı gıdalara başlanınca su vermeye de başlanabilir.
4. Emziren annenin yediği yiyecekler bebeğe gaz yapar mı? Emziren annelerin nasıl beslenmesi gerekir? Uzak durulması gereken gıdalar var mıdır?
Anne sütü gazoz gibi gazlı bir içecek değildir. Ancak annenin yediği yemeklerin özü bir miktar anne sütüne geçebilir ve bunlar da bazen bebeği rahatsız edebilir. Anne her şeyden makul miktarda yemeli ancak bir çeşit besin bebeği gerçekten çok huzursuz ederse bir süre bunu yemeyebilir. Özellikle kahve, çay, alkol ve sigara kullanımı tavsiye edilmez.
5. Balık yağına ve vitaminlere ne zaman başlanmalıdır?
Bunlar mutlaka başlanılması gereken şeyler değildir. Önemli olan çocuğun yaşına uygun olarak gerekli besinleri tüketmesidir.
Hastalık-İlaç
1. Bebeklerde gaz problemi için ilaç kullanılmalı mıdır? Bebeğin gazını nasıl çıkarabiliriz?
Bebeklerdeki gaz problemine kesin çare olan ilaç bulunmamaktadır. Gaz problemi olan bebeklerin karınlarına sıcak uygulamak, masaj yapmak onları rahatlatacaktır.
2. Bebekler ne sıklıkla yıkanmalı? Bebeğime banyo yaptırırken ideal banyo ısısı nedir?
Bebekler her gün yıkanmalı ama sabun ve şampuan haftada 2 kez kullanılmalı. Banyo ısısı 34 derece olmalıdır.
3. Bebekte kulak akıntısı neden olur?
Çoğunlukla dış kulak yolundaki derinin akıntısıdır. Kulak yoluna kulak çöpü sokup temizlemeye hiç gerek yoktur.
4. Emzik kullanmak sakıncalı mı?
Bu konuda tıp dünyasında görüşler farklıdır. Benim kişisel görüşüm, bebeğin beslenmesiyle ve kilo almasıyla ilgili bir problem yoksa emziğin kullanılmasında sakınca yoktur.
5. Bebeğe altı aydan sonra flor başlanması faydalı mıdır?
Suda da flor olabileceği ve fazla florun da zararı olabileceği için bunu sadece doktora danışarak kullanmalılardır.
6. Bir yaşında oğlum hiç diş çıkarmadı, normal mi?
Diş çıkarma zamanı çok farklıdır. Anne ve baba tarafında da muhtemelen geç diş çıkaranlar vardır. Yine de bir doktora danışmalarında yarar vardır.
7. Diş çıkarma dönemindeki bir bebek günde 5-6 defa ishal oluyorsa, bu durum normal midir?
Normaldir.
8. Bebeğim sürekli kabız, bunun için ne kullanabilirim?
Eğer ek gıdalara başlandıysa kabak, yeşil fasulye, bezelye gibi sebzelere ağırlık verilmeli, patates ve havuç daha az kullanılmalıdır. Zeytinyağı da bol kullanılmalıdır. Çocuğun bol su içmesine dikkat etmeli, meyve olarak kayısı, erik kullanmak işe yarayabilir.
9. Erkek çocuğa kaç yaşında sünnet yaptırılmalıdır?
3 yaşından önce veya 6 yaşından sonra tercih edilir.
10. Yeni doğan bebeğin kusması normal midir?
Beslenme sonrası küçük miktarda süt çıkarmaları normaldir. Eğer her beslenme sonrası fışkırır tarzda kusmalar yoksa ve bebekte kilo kaybı yaratmıyorsa endişelenmeye gerek yoktur.
11. Yeni doğanda dışkı yapamama problemi neden yaşanır? Yeni doğan bebeklerin hangi sıklıkta idrar yapması beklenir?
Dışkı yapmama anne sütünün azlığına bağlı olabilir. Eğer buna bağlı değilse ve bebeğin kilo alımı iyiyse bebek bir kaç gün de kaka yapmayabilir, problem değildir.
12. Dil bağı operasyonu ne zaman yapılmalı?
Her dil bağının opere edilmesi gerekmez. Beslenmeyle ilgili veya kelimelerin telaffuzuyla ilgili problemlerle karşılaşılırsa o zaman bir uzman görüşü almakta yarar vardır.
13. Üst solunum yolu enfeksiyonu için evde ne gibi önlemler almalıyım?
Evin sıcak olmaması gerekir. En ideal ev sıcaklığı20-22 derecedir. Onun dışında evin iyi havalanması, güneşlenmesi ve evde toz tutacak cinsten halı, perde, pelüş oyuncaklar ve kuş tüyü yastık ve örtülerin olmamasına dikkat edilmelidir.
İnsan Derisi
İnsan derisi,epidermis, dermis ve deri altı yağ dokusu gibi değişik katmanlardan oluşur. Yenidoğan ve bebek derisinin çok önemli bir özelliği deri’nin aslında en büyük organımız olmasıdır. Bir başka çok önemli özelliği ise, anne karnında oluşurken, deri ile beynin aynı yerden (ektoderm) ortaya çıkması ve oluşmasıdır.
Anne karnındayken, deri, sıcak ve steril ortamdayken, doğumdan sonra, bol bakterili dış ortamla karşılaşır. Erişkin derisine göre çok daha hassas ve çok daha korumasızdır.
Derinin, bebeği dış ortamdan korumak gibi çok önemli bir fonksiyonu vardır. Derinin hasar görmesi durumunda buradan bebeğe enfeksiyon bulaşma riski çok belirgin olarak artar.
Derinin daha az bilinen ama çok önemli olan bir başka işlevi ise, beyne gidecek uyarıları algılamasıdır. Beynin gelişimi ve bebeğin nörolojik olarak iyi gelişiminde bu uyarıların çok önemli bir yeri vardır.
İşte bu sebeplerden dolayı deri, yenidoğanlar ve süt çocukları için çok önemli bir organdır ve deri sağlığı, sağlıklı bir büyüme için vazgeçilmezdir.
Sağlıklı bir deri için, deri bakımının önemi büyüktür. Bebeklerin banyosunda çok kuvvetli iritan sabunlardan kaçınılmalıdır. Banyoda musluk suyu kullanılırken, hafif sabunlarla bakterilerin bol olduğu göbek, kasık ve koltuk altı bölgeleri yıkanmalıdır.
Deri bu kadar önemli bir organ olmasına rağmen, hemen tüm bebeklerde az veya çok pişik problemi ile karşılaşırlarız. Bebeklerin bez bölgesi sıcak ve nemli bir bölgedir. Buna bir de bu bölgenin çiş ve kaka ile temas etmesini de eklersek, derinin zarar görmesi ve pişik gelişmesi çok kolay olabilmektedir.Pişikler, bebeklerde çoğunlukla 1 yaşından önce görülebilmekte ve 6. Ay civarında katı gıdalara geçerken, sıklığı daha da artabilmektedir. Bu pişikler bakteriye, mantara bazen de allerjiye bağlı olabilmektedir. Gelişen pişiğin cinsine göre, değişik özellikler içeren pomadlar, doktor tavsiyesine uygun olarak kullanılmaktadır.
Bu kadar önemli ve bir o kadar da hassas olan bebek derisinde, bu tür problemlerin gelişmemesi için, bebek poposunun kuru kalması ve iyi havalanması çok önemlidir. Bu sebeple, nemi iyi emen, derinin havalanmasını sağlayan uygun bebek bezlerinin kullanımı, bu bezlerin sık değiştirilmesi ve poponun zaman zaman havalandırılması, pişiklerin önlenmesinde önem kazanır.
Prima Experts
Pediatrik Norolog
Prof. Dr. Adem Aydın
Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Adem Aydın 1964 yılında Muğla’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yaptı. Tıpta uzmanlığını Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Kasım 1997’de tamamlayan Aydın, Doçentlik ve Profesörlük unvanlarını da aynı üniversitede yaptığı çalışmalar sonunda kazandı. Çalışma hayatı boyunca 35’in üzerinde bilimsel makalede imzası bulunan Aydın, çocuk sağlığı üzerine 10 kitabın içeriğinin hazırlanmasında aktif rol aldı.
OYUN VE BEBEK GELİŞİMİ
Pek çok ebeveyn, oyunun sadece çocukların kendilerini eğlendirmeleri ve zaman geçirmeleri için bir araç olduğunu düşünür. Kendimize şunu söylediğimizi ne kadar sık duyarız: “Ah, sadece oyun oynuyor”. Fakat bu, “sadece” oyun değildir. Hatta daha da ileri giderek, oyunun çocuğunuzun gelişimi için okuma - yazma öğrenme veya matematiği kullanma kadar önemi vardır!
Oyunun rolü
Aslında oyun; çocuğunuzun sosyal, duygusal, dilbilimsel ve entelektüel yeteneklerinin gelişmesinde temel bir role sahiptir. Onun şekil, yerçekimi, ağırlık, büyüklük, sertlik ve esneklik gibi kavramlar hakkında sahip olduğu bilgileri arttırmaktadır. Bu tarz bir öğrenmenin,  doğumdan sonraki ilk aylarda zaten başlamış olduğunu göreceksiniz. Oyun, aynı zamanda hareket becerilerin gelişiminde de katkıda bulunmaktadır; çocuğunuzun kaslarını güçlendirerek tırmanma, koşma ve ağır nesneleri kaldırmada çocuğunuza destek olmaktadır. Nesnelerin özelliklerinin araştırılmasının ötesinde oyun, yaratıcılığı, hayal gücünü ve her türlü problemleri çözmeyi de teşvik etmektedir. Oyun, sağlıklı bir zihinsel ve fiziksel gelişim için çok önemlidir ve küçük çocukların dünyayı anlamalarında onlara yardımcı olmaktadır. Fakat şunu da sorabilirsiniz: İki bloğu basitçe yerde itmek, bunların arabalar olduğunu varsaymak ve ""dü düt" diye bağırmak çocuğunuzun beyninde uzun dönemde önemli bağlantıların oluşmasına nasıl katkıda bulunabilir? Muhtemelen oyunun bu kadar önemli bir fonksiyonu olabileceğini asla düşünmediniz. O zaman çocukların yaşamlarının ilk yıllarında kendilerini gömdükleri bu görünürde boşa geçen aktivitelerin altında gerçekte neler yattığını görelim.
Oyun ne zaman başlar?
Bazen bir bebeğin oyuncaklarını yüksek sandalyesinden tekrar tekrar yere atması örneğinde olduğu gibi oyun ve araştırma arasında kesin bir ayırım yapmak zordur. Oyun mu oynuyor yoksa yerçekimiyle deney yaparak anneyi sinirlendirmeye mi çalışıyor? Muhtemelen üçünün bir karışımıdır fakat oyun, çocuk gelişimde o kadar önemli bir role sahiptir ki herhangi bir aktivitenin şaka unsurlarında aşırıya kaçılmamalıdır. Bebek, karyolasının üzerinde hareket eden nesnelere vurmaya ve kendi ayak parmaklarını tutmaya çalışarak saatlerini geçirmeye, yaşamının yaklaşık olarak üçüncü ayında başlar. Bu boşa yapılıyor gibi görünen aktiviteler,  el/göz koordinasyonunun oluşumuna ve zamanla gelişmesine yardımcı olur ve bebeğinizin beyninde “görsel korteks” ve “motor korteks” denen alanlar arasında yeni bağlantıların kurulmasını sağlar. Hem beyin alanları içindeki hem de aralarındaki bağlantılar, gelişim için çok önemlidir. Bebekler de oyun aracılığıyla küçük fizikçiler haline gelir, nesnelerin nasıl ağırlık, büyüklük ve şekil açısından farklılaştıklarını ve sert bir yüzeye çarpıldığında nasıl ses çıktığını keşfederler. Bebeğinizin ne kadar yoğun bir şekilde konsantre olduğunu gözlemleyin ve anlık bile olsa bir şeyi yakalayabildiğinde yüzünde beliren o memnuniyeti izlemek için ona vakit ayırın. Bu gibi bir başarı sonucunda aldığı keyif, sakinlik ve başarı hissi veren kimyasalları- endorfinleri-  beyninde serbest bırakır.
Hayali oyun
Psikologlar çoğu kez iki tip oyunu birbirinden ayırır: fonksiyonel oyun ve hayali oyun. Fonksiyonel oyun, nesneleri icat edilmiş oldukları amaçlar için kullanmayı içermektedir; yatağının üzerinde dönen nesneleri yakalamak, topları yuvarlamak, kuleler ve köprüler inşa etmek gibi. Ancak hayali oyun, çok daha ilginçtir. Burada çocuğunuz sadece köprüsü veya kulesinin etrafında bir hikaye yaratmaz; 18 aylıktan başlayarak nesneleri birincil işlevlerinin dışında kullanmaya başlar. Mesela, bir muz alıp aslında telefonmuş gibi davranabilir ve muz aracılığıyla detaylı bir konuşma yapmaya başlayabilir! Veya parmaklarından birinin köpek olduğunu ve bunun konuştuğu diğer bir parmağın kedi olduğunu varsayabilir! Bir çocuğun bir nesneyi diğerinin yerine geçirmesine veya hatta tamamen boş olan elleriyle konuşmalar yaptığını varsaymasına imkan veren nedir? Psikologlar bunun çocuğun kavramsal yeteneklerinde büyük bir ilerleme, sembolik düşünme için bir olasılık olduğuna inanmaktadırlar. Oyun sırasında çocuğun muzu, telefon rolündeyken, yemeye çalıştığını görmezsiniz! Yine de, öyleymiş gibi davrandığı tüm süre boyunca çocuk, nesnelerin gerçek özelliklerini beyninden silmez (muzlar hakkında gerçek olduğunu bildiği şeyleri) Çünkü oyun bittiğinde bunu tüketmek için hemen soyabilir! Hayali oyunun basit olarak görünen bir oyununu sürdürmesi için çocuğunuzun beyninde kompleks, dinamik zihinsel aktivitelerin olması gerekmektedir.

Hayali oyun olasılıkları, hemen hemen sınırsızdır. Asla çocuğunuzun oyununun aptalca olduğu yargısında bulunmayın. Çocuğunuz gerçekte yaratıcı bir oyun yazarı gibidir, hikaye örgüsünü belirlemekte ve oluşturmakta, farklı roller üstlenmekte, böylece hayal gücünü ve zekasını pek çok yoldan geliştirmektedir.
Duygusal gelişimde oyun
Duygusal gelişimde oyunun rolü hafife alınmamalıdır. Çocuklar, çoğu kez kardeşinin doğumu gibi zor bir problemle, bunu kendi küçük dünyalarının güvenli mahremiyetinde gözden geçirerek yüzleşecektir. Gerçekte, çocuk terapistleri sıklıkla travma geçiren çocuklara oyundan yararlanarak yardımcı olmaktadırlar. Bir ebeveyn olarak siz çocuğunuzun korkuları ve endişeleri hakkında direkt sorular sormaktan ziyade çocuğunuzun oyununu dikkatli şekilde gözleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz. O zaman, nasıl hissettiğini kelimelerle ifade etmesini gerektiren “kızgın mısın?” sorusunu sormak yerine daha derin olan hislerini oyununun detaylarını dikkatli şekilde gözleyerek keşfedebilirsiniz. Öfke ve kıskançlık, çoğu kez bebeklerle oynarken azaltılabilir. Bu nedenle eğer ikinci bir bebek bekliyorsanız, yeni yürümeye başlayan çocuğunuza bir oyuncak bebek almak iyi bir fikirdir. Eğer çocuğunuzun oyuncak bebeğine bağırdığını veya vurduğunu görürseniz onu azarlamayın. Bu yeni hislerini anlamaya ve kontrol altına almaya çalıştığını, endişelerini hayali dünyaya, gerçek dünyadaki bebekten uzağa kanalize ettiğini gösteren sağlıklı bir işarettir. Çocuklar, oyunu sosyal kuralları gözden geçirmek için de kullanırlar. Bebekleriyle bu gibi rollerin nasıl farklılaştığını keşfetmek ve sosyal dünyalarında her şeyin yerini anlamak için öğretmen, tren sürücüsü, anne, baba, bebek ve polis gibi roller canlandırırlar.

Yani, çocuğunuzu bir dahaki sefere “sadece boş yere oynuyor” diye nitelendirdiğiniz şeyi yaparken gördüğünüzde onu farklı bir zihniyetle gözlemeye çalışın ve onun o hızla gelişmekte olan beyninde oluşmakta olan zeka bağlantılarını düşünün!
Dokunmanın Önemi
Bebeğiniz için beslenmek kadar önemli olan şeylerden birisi de dokunmaktır. Kelimeler onun için henüz anlam ifade etmezken sizin sevgi dolu dokunuşlarınız bebeğinizin sosyal ve zihinsel gelişimine yardımcı olur. Bebeklerin dokunma duyuları henüz anne karnındayken gelişmeye başlar. On ikinci haftada bebeğinizin neredeyse tüm vücudu dokunma duyusunu kazanmış olur. Hamileliğin son haftasında bebekler, anne karnında hareket ederler, kendi yüzlerine ve bacaklarına dokunurlar. Bu dokunuşlar, beyni uyararak beyin gelişimini hızlandırır. Siz de bu süreçte karnınızı ovarak bebeğinizin tekmelemesini hissetmeye çalışabilirsiniz.

Doğum sırasında ve sonrasında bebeğinizin en gelişmiş duyu organı tenidir. Bu nedenle bebeğinizin etrafını keşfi ve öğrenme süreci, dokunma duyusu ile başlar. Anne karnının sıcak ve güvenli ortamından bir anda kocaman bir dünyaya çıkmak, bebeğiniz için büyük bir şoktur aslında. Bu zor zamanı atlatmasında ona yakın olup ona anne karnındaki sıcaklığı hissettirmenizin yolu, sevgi dolu dokunuşlarınızdır.

Bebeğiniz büyümeye başladıkça bebeğinizin parmaklarınızı emmek istediğini, el ve ayak parmaklarınıza dokunmaya çalıştığını fark edeceksiniz. Gördüğü her şeyi ağzına sokmaya çalışacak. Tüm bu hareketler, aslında onun cisimlerin şekillerini, dokusunu, tadını ve boyutlarını öğrenmeye çalıştığının bir göstergesidir. Sadece ufak dokunuşlar değil, her çeşit fiziksel temas; örneğin sarılmak, okşamak, sallamak, öpmek bu dönemde bebeğin sağlıklı bir birey olarak gelişimi için önemlidir. 

Bebeğiniz ile aranızdaki ten teması oksitosin hormonunu da tetikleyici etki yapar. Bu hormon kanda ve beyinde bulunan ve bağlanma hissini arttıran bir hormondur. Oksitosin salgılandığında vücuttaki stres azalır. Oksitosin hormonunun sakinleştirici bir etkisi vardır. Ayrıca süt salınımınızı arttırarak emzirmeyi de kolaylaştırır. Bebeğiniz ile aranızdaki o çok özel ilişkinin ilk adımlarını atarken sevgi dolu dokunuşlar çok önemlidir.

Yumuşak dokunuşların bebeğinizde yarattığı psikolojik rahatlama o kadar etkilidir ki bu sayede bebeğinizin solunumu ve kan dolaşımı düzene girer, sindirimi kolaylaşır, bağışıklık sistemi daha iyi çalışır ve daha rahat uyur. Huzursuz olduğu zamanlarda bebeğinizi yakınızda tutarak ya da ona dokunarak onu sakinleştirebilir, yükselen nabzını normale döndürebilirsiniz.

Zeka açısından da bebeğinize gösterdiğiniz ilgi ve sevgi dolu dokunuşlarınız onun hormonlarını harekete geçirir ve glikoz tüketimini arttırarak beynin gelişimini hızlandırır.  Küçük dokunuşlarınız, onu okşamanız, bebeğinize güven verir ve onda sevildiği hissini uyandırır.

Anne babalık, özellikle ilk başlarda dünyanın en zor işidir. Bebeğinizle aranızdaki sevgi dolu dokunuşlar, bu zor işi daha kolay ve daha keyifli bir hale getirebilir.
Prima Experts
Beslenme Danışmanı
Dr. Yasemin Bradley

Lisans eğitimini 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde alan Bradley, İngiltere’de Avrupa’nın en önemli alternatif terapi okulu ITEC’de “Beslenme ve Diyet Uzmanlığı” eğitimi gördü. TRT spikerlik sınavlarını kazanınca bir süre görsel medyada çalıştı, Kanal D’de ana haber bültenini sundu. 1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından ‘Yılın En İyi Kadın Haber Spikeri’ seçildi. Londra BBC Türkçe Servisi’nde prodüktörlük eğitimi gördü. Kendisinin kaleme aldığı “Gelecek Yiyeceklerde” ve “Bradley Mutfağı” isimli iki kitabının yanında, 2 kitabın da çevirisine imzasını attı. ‘Bradley Beslenme Danışmanlık’ adlı şirketiyle kişi ve kurumlara beslenme danışmanlığı hizmeti ve eğitimi veren Bradley, aynı zamanda birçok yayında köşe yazarlığı yapmakta ve TRT Haber’de yayınlanan ‘Dr. Yasemin Bradley ile Reçetesiz Hayat’ programını hazırlayıp sunmaktadır.
Hamilelikte iki kişi için  beslenmeli –mi?
Ülkemizde  hamileler, “ Hamilesin, iki kişi için yemen gerek “ sözleriyle gereksiz yere şişmanlıyorlar. Oysa hamile bir kadının  günlük enerji gereksinimi hamile olmayan bir kadına göre yalnızca 200 kalori daha fazla.  Yani iki dilim ekmek veya 1 avuç fındık kadar!!!
Toplam kalori gereksinimi ise ortalama  2000-2150 kalori civarında. Önemli olan, şekerli-yağlı ,  aşırı kalorili besinleri tüketmek değil; vitamin-minerali bol, besin değeri yüksek  yiyeceklerden beslenmek.

Aşağıdaki tablolar, hamile bir kadının hamile olmayana göre sahip olduğu ekstra besin ihtiyacını çok net bir biçimde ortaya koyuyor:
Hamile olan, olmayana göre ne kadar fazla yemeli?
  Normal kadın Hamile için ek
Süt ve Süt Ürünleri          1-2 por                     1-2 por
Et, yumurta, baklagil       2 por                       1 por.
Taze sebze-meyve             3-5 por.                    1-2 por.
Pirinç ,bulgur makarna    Hiç veya 1-2 por     Hiç veya 1-2 por.
Ekmek 3-6 dilim Hiç-1 dilim
Yağ 30-35 g Hiç
Şeker ve tatlılar 30-50 gr. Hiç
Porsiyon Ne Kadar Olmalı?
1 porsiyon tahıl
  • 75 gr yulaf ezmesi
  • 45 gr cereal
  • 75 gr pişmiş makarna
  • 1 dilim ekmek
  • 1 porsiyon sebze
  • 60 gr marul
  • 85 gr pişmiş sebze
  • 175 ml sebze suyu
  • 1 porsiyon meyve
  • 1 orta boy taze meyve
  • 85 gr doğranmış veya pişmiş meyve
  • 175 ml meyve suyu
  • 1 porsiyon et veya baklagil
  • *60-85 gr pişmiş yağzı et tavuk veya balık
  • 85 gr pişmiş baklagil
  • 1 yumurta
  • 45 gr kuruyemiş.
  • Hamilelikte 200 kalori, süt verirken ise 500 kalori daha fazlaya ihtiyacınız var. Bu extra kalorileri, besin değeri yüksek temiz yiyeceklerden temin etmeye gayret etmelisiniz. Organik süt, peynir, yoğurt, düzenli kırmızı et, haftada 2-3 kez balık, zeytinyağı, bol meyve- sebze, kuruyemişler, tam tahıllardan oluşan bir beslenme biçimi, ideal beslenmeyi sağlar.
    Hamilenin ilk 3 aydaki beslenmesi nasıl olmalıdır?
    Her 3 ayın hamile üzerinde  kendine özgü etkileri var. Ancak ilk üç ay, değişikliklerin en hızlı olduğu zamanlar. Hamile kaldığınız andan itibaren vücudunuz, bebeğinizin beslenmesi  ve büyümesi için çalışmaya başlar. Buna bağlı olarak kalbiniz, kemikleriniz, kan damarlarınız, böbrekleriniz, memeleriniz, sindirim sisteminiz cildiniz, hormonlarınız, kısacası her şeyiniz değişikliğe uğruyor.
    Tüm bu değişikliklerin sonucunda kendinizi halsiz, yorgun hissedebiliyorsunuz. Memeler hassaslaşıyor, mideniz bulanabiliyor.
     Bu dönemde;
    *Folik  asit yönünden zengin besinlerle beslenmelisiniz.
    *Ekstra demire ihtiyacınız var. Demir yönünden zengin yiyecekleri bolca tüketin.
    * Sağlıklı, besin değeri yüksek yiyeceklerle beslenmelisiniz. 
    * Toksin içerebilecek yiyeceklerden uzak durmalısınız.
    * Yorgunluğu önlemek için işlenmemiş karbonhidrat yönünden zengin besinlerle beslenin.
    *Yağlı balık – somon-sardalye gibi- yeyin. Yağlı balık, bebeğinizin beyninin gelişimi için gerekli Omega 3 yağ asitlerini barındırır.
    *Bol yoğurt, süt, süt -meyve karışımlarını yiyebilirsiniz. Bebeğin iskelet gelişimi için gerekli  kalsiyum ve D vitamini almanızı sağlar.
    *Sigara kullanıyorsanız bırakmalısınız.
    * Alkolü minimuma indirmelisiniz. İçmeseniz daha iyi.
    Hamilenin ikinci 3 aydaki beslenmesi nasıl olmalıdır?
    Bebeğiniz hızla büyüdüğü için yine ;
    *Folik asit içeren yiyecekler.
    *Omega -3 içeren yiyecekler ( bebeğin gözi sinir,beyni için gerekli)
    *Vücut hücrelerini korumaya yarayan beta-karoten açısından zengin meyve-sebzeler.
    *En az 2 porsiyon protein. Çünkü büyüyen bebeğinizin proteine ihtiyacı var.
    *Kan hacmi arttığı ve amniyotik sıvının oluşumu, kötü atıkların atılması için daha çok su içmelisiniz; günde 8-10 bardak.
    *Midenize baskı olduğu için sık sık ve azar azar yemelisiniz. Zararlı yiyecekler atıştırmamaya dikkat edin. Bu dönemde az yağlı etler, balık, yumurta, baklagil kuruyemiş, makarna, tam ekmek, salata meyve- sebze baş tacınız olmalı.
    *Hamilenin üçüncü 3 aydaki beslenmesi nasıl olmalıdır?
    Göğüste yanma hissedeceğiniz, kabızlık yaşayacağınız, size biraz rahatsızlık verecek o acı-tatlı aylara girdiniz. Artık doğum yaklaşıyor.
     Bu dönemde;
    *Sık sık ve az az yeyin.
    *Yağlı yiyeceklerden uzak durun.
    *Daha rahat sindirebileceğiniz az yağlı yemeklere, etlere yönelin.
    *Sebze-meyve miktarını artırın.
     *Yeterli miktarda demir almaya özen gösterin
    *Müsli, muz, kuruyemiş,kuru meyve, smoothie, sandviç , dürüm gibi  yiyecekler bu dönemde iyi gelir. Çünkü  anne adayları, bu dönemde yemek pişirmekte zorlanır.
    *Uyku sorunları içinse süt ,yoğurt, süt+ müsli iyi gelecektir.
    Bebeğiniz, su ihtiyacını sizin içtiğiniz suyla karşılıyor!
    Bir bebeğin yüzde  kaçı sudan oluşuyor tahmin edin… % 74!
    Hamileliğin 6. ayında bu oran % 90 ‘a çıkıyor. Yalnızca bu rakamlar bile bize hamilelikte suyun ne kadar önemli olduğunu açıklamaya yetiyor!
    Vücudun normal zamanlara oranla çok daha fazla suya ihtiyaç duyduğu zamanlar vardır. Bunlardan biri de hamilelik dönemidir. Araştırmalara göre anne susuz kalırsa, bebek de susuz kalıyor. Su, bebeği ve anneyi daha sağlıklı bir doğuma hazırlıyor.
    Bebek amniyotik sıvı denilen koruyucu bir sıvının içinde yüzer. Amniyotik sıvının görevi bebeğe rahim içinde rahat bir ortam sağlamaktır.  Bu sıvı, bebek için hayati önem taşır, onu dış etkenlerden ve onlarıns sebep olacağı enfeksiyonlardan korur. Amniyotik sıvı  miktarı azsa bebeğin akciğerinin yetersiz gelişimi, hareketlerinde azalma, uzuvlarında şekil bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Anneyle bebeğin içinde yüzdüğü amniyotik sıvı  arasında saatte 0,5 litrelik bir su alışverişi olur.  Anneye su verildikçe bebeğin içinde yüzdüğü amniyotik sıvı da artmaya başlar.

    Ne kadar su içmeliyim?
    Günde 2,5 litre. Bunun 1,8 litresi su olmalı. Yani günde 8 bardak su içmelisiniz.  Mineral seviyesi yüksek alkalen suyu tercih etmeli, hamileliğinizin ortalarına geldiğinizde içtiğiniz su miktarını günde 6-8 bardak arttırmalısınız.
    Hamile kadının demire ihtiyacı var!
    Hamilelik, demir ihtiyacının en çok arttığı dönemlerden biri. Bu dönemde demir ihtiyacı ikiye katlanıyor. Buna karşın anemi(kansızlık) da ülkemizde en sık görülen sağlık sorunlarından biri.  Demir eksikliğine bağlı kansızlık, özellikle kadınlar arasında sıklıkla görülüyor. Hamilelik dönemi de anemi hamileler için bir tehlike oluşturuyor. Kansız annenin bebeğinde erken doğumda, doğum esnasında ve sonrasında ölüm oranı yükseliyor. Bu yüzden gelin, kansızlık nedir, önlemek için neler yapılabilir, hep beraber öğrenelim.

    Anemi ne demek?
    Anemi,  kısaca kansızlık demek. Oksijen, vücutta kırmızı kan hücrelerince taşınıyor. İşte bu kırmızı kan hücrelerinde oksijeni taşıyan maddeye de hemoglobin diyoruz. Anemi kırmızı kan hücreleri ve/ veya hemoglobinin azalması ile ortaya çıkıyor. Kansızlık çeken vücutta vücut dokuları oksijensiz kaldığı için fiziksel ve mental bir yorgunluk oluşuyor. Anemisi olan kişilerin renklerinin normalden daha soluk olması, buna bir örnek.

    Demir ise birçok yiyecekte bulunan bir mineral. Kırmızı kan hücreleri için çok önemli. Çünkü bu hücreler, demir olmadan oksijen taşıyamıyorlar. Bu yüzden demirin eksikliği kansızlığa yol açıyor.

    Neden kansızlık oluyor?
    • Yiyecekle yetersiz demir alımı
    • Demirin vücutta yetersiz emilimi
    • Parazitler
    • İhtiyacın fazla oluşu
    • Sık doğum yapmak
    • Düşükler
    • Pika ( toprak yemek)
    Kansızlık varsa hangi belirtiler görülür?
    • Çarpıntı
    • Baş dönmesi
    • Yorgunluk
    • Bayılmalar
    • Dudak ve göz kapak içlerinde solukluk
    • Nefes almada güçlük
    • Yüz ve bacaklarda şişme
    • Tam sağlıklı olma hissinin  bozulması
    Demirin görevi ne?
    Demirin ana görevi  kanda oksijeni  taşımak.  Vücudumuzdaki demirin üçte ikisi kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobinin içinde bulunur. Hemoglobin, kırmızı kan hücreleri  içindeki bir protein. Görevi, hücrelere oksijen taşımak.  Hücrelerimiz de kendilerine gelen bu oksijeni  enerji üretimi için kullanıyor. Kırmızı kan hücrelerinin  ömrü 4 ay kadar.  Ondan sonra içlerindeki demir, tekrar bir döngüye giriyor, vücutta dönüştürülüyor, bir kısmı depo ediliyor, bir kısmı ise yeni kan hücrelerinin yapımında kullanılıyor. İşte bu ’recyling’ (yeniden kullanma) işlemi sayesinde genelde demir eksiliğinden korunmuş oluyoruz.

    Yeterli demir almadığımızda  veya depolarımız boşaldığında ne oluyor?

    Kırmızı kan hücreleri, fazla oksijen taşıyamıyor!  Hücrede enerji üretimi yetersiz kalıyor. O zaman da kendimizi yorgun, halsiz hissediyoruz. Performansımız düşüyor. İşte buna anemi veya kansızlık diyoruz.

    Demir bizi hastalıklardan da koruyor!
    • Demir vücutta bağışıklık sistemimizdeki bir enzimin çalışabilmesi için de gerekli.
    • Beta-karoten A, vitaminin bitkisel şeklidir vücutta daha etkin bir form olan A vitaminine dönüştürülür. İşte, demir burada da görevli; Beta-karotenin A vitaminine dönüşmesine yardımcı oluyor. 
    • Cildimizin destek dokusu olan kollajenin yapımına yardımcı olur. Yani, demir genç kalmamızı da sağlıyor.
    Demir ihtiyacının en çok arttığı dönemler hangileri?
    Vücudumuz mükemmel bir yapıya sahip. İhtiyacımız fazla olduğunda yiyeceklerden  daha fazla demir emiyor, olmadığında  emmiyor. İhtiyacın en çok arttığı dönemler şunlar:
    • Çocukluk ve ergenlik ( Hızlı büyüme dönemleri)
    • Hamilelik
    • Adet dönemi (kanla kayıp  artıyor)
    Demirin güçlüsü var, güçsüzü var!
    Demir, birçok yiyecekte bulunuyor. Ama biz yine de bazen demir noksanlığı çekebiliyoruz. Bunun nedeni şu: Demir, hem hayvansal kaynaklı yiyeceklerde hem de bitkisel kaynaklı yiyeceklerde bulunuyor. Demir, kaynağa göre hem ve non-hem olarak ikiye ayrılıyor.
    • Hem –demir kaynakları
    Et,kümes hayvanları ( tavuk, hindi gibi) ve balıktan aldığımız demir, hem –demir dediğimiz demir çeşidi. Demir, bu hayvanların etinde de aynen bizde olduğu gibi taşınıyor. Adı, yani ’hem-demir ’, oradan geliyor.
    • Non-hem demir kaynakları
    Bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demire non –hem demir (hem olmayan demir) diyoruz.

    Etin koyu kırmızı rengi hemoglobinden geliyor. Et, ne kadar koyuysa demir oranı o kadar yüksek oluyor.  Örneğin; ciğerde, bifteğe oranla daha fazla demir var.

    Hangi yiyecekte ne kadar demir var?*

    Hem- demir kaynakları  
    Dana ciğeri (85 gr)    5.6 mg
    Yağsız biftek ( 85 gr) 2.5 mg
    Derisiz tavuk  but ( 85 gr) 1.1 mg
    Derisiz tavuk beyaz et (85 gr) 0.9 mg
    Somon    ( 85 gr) 0.7 mg

    Non-hem demir kaynakları  
    Bal kabağı çekirdeği  ( 28 gr) 4.2 mg
    Soya fasulyesi (1/2 kase) 3.4 mg
    Pekmez( 1 yemek kaşığı ) 3.2 mg
    Ispanak ( haşlanmış,½ kase) 3.2 mg
    Buğday kepeği ( 1 /2 kase) 3 mg
    Barbunya (1/2 kase) 2.6 mg
    Erik suyu(180 ml) 2.3 mg
    Kuru  erik ( 5 adet) 1 mg
    1 dilim tam buğday ekmeği 0.9 mg
    1 yumurta 0.9 mg
    Kuru üzüm ( çekirdeksiz ¼ kase ) 0.8 mg
    Yeşil fasulye ( pişmiş, ½ kase) 0.6 mg
    Fıstık ezmesi (2 yemek kaşığı) 0.6 mg
    Kuru kayısı (3 adet) 0.6 mg
    Üzüm(1/2 kase) 0.3 mg
    Kabak ( pişmiş ½ kase) 0.3 mg
    Pirinç (pişmiş,  ½ kase) 0.2 mg
    Yumurta beyazı  (1) <0.1 mg

    *Kaynak: ABD Tarım   Bakanlığı  Araştırma  Bölümü

    Aldığımız demirin çoğu vücutta emilmiyor. Vücudumuzun emilebilmesi birçok faktöre bağlı; Ne kadar demir alıyoruz ve  hangi şeklini aldığımız meselesi oldukça önemli. Vücutta daha iyi kullanılan hem-demir, çok daha iyi emiliyor. 

    Bitkisel kaynaklı  non-hem demir emilimini azaltanlar neler?
    • Ispanak ve çikolatadaki  oksalik asit
    • Buğday kepeği ve baklagillerdeki fitik asit
    • Çay ve kahvedeki tanninler
    • Kahvedeki polifenol
    Ancak malumunuz, Türk toplumu olarak çaydan vazgeçemiyoruz. Hepimiz çaya bayılıyoruz. Keza çikolataya da! Bu sorunu ortadan kaldırmak o kadar da zor değil. C vitamin içeren yiyecekler ile hem- demir içeren eti bir arada tüketmek, non-hem  demirin de emilimini artırıyor. Ayrıca çay ve kahveyi yemeklerle değil, yemek aralarında içmek de bir başka çözüm yolu.  

    En sağlıklı doğum, hangi Hemoglobin düzeyiyle sağlanır?

     11-12 mg/100 ml arası en sağlıklı doğumu sağlıyor.

    Gebe kadına ne zaman anemik tanısı konuyor?

    Hemoglobin düzeyi  kanda 11gram/100 ml ‘nin altına düşerse  anemi (kansızlık ) tanısı konur.
    Hamilelik döneminde fazla kilolar nereden geliyor?
    Bebek                       
    Ortalama doğum ağırlığı 3,2-3,5 kg.
    Bu, sizin genleriniz,  doğum ağırlığınız, fiziksel özellikleriniz, daha önceki doğumlarınız,yaşınız,etnik kökeniniz, sağlık durumunuz ve beslenme şeklinize göre değişir.

    Artan kan hacmi
    1,25 litre-yaklaşık 2 kg.

    Amniyotik sıvı
    Yaklaşık 1 kg.

    Genişlemiş rahim
    Yaklaşık 1 kg.

    Placenta

    Yaklaşık 1 kg.

    Göğüsler
    1 kg.’dan biraz daha az

    Toplam 9.5 kg.  Gerisi doğum sonrasında emzirme döneminde  enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere ekstra yağ dokusu- bu dönemde ekstra 500 kaloriye ihtiyaç duyulabilir- ve dokularda sıvı olarak  ( ortalama 3-4 kg ) tutulur.
      Hamilelikte En Önemli 6 Besin
    ve
    1 Günde Alınması Gereken Miktarlar
           
      Hamile Hamile olmayan Toplam
    Protein (g) +10 50 60
    Folik asit(mcg) +220 180 400
    Kalsiyum(mg) +400 800 1200
    Demir (mg) +15 15 30
    Çinko (mg) +3 12 15
    İyot (mcg) +25 150 175
    Nerede bulunuyor?

    Folik asit
    uğday, baklagiller, ıspanak, brüksel lahanası, bamya, fasulye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf , mısır.

    Kalsiyum
    Süt, peynir, yoğurt, küçük kılçıklı balıklar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, midye, istiridye, karides gibi kabuklu deniz ürünleri, deniz bitkileri, soya fasulyesi, tofu, badem,  kuru incir.

    Demir

    Et, kuru meyveler -özellikle kuru üzüm ve kuru erik-, kuru baklagiller, cereallar, bal kabağı çekirdeği, maydonoz, badem, fıstık. 

    Çinko
    İstiridye, elenmemiş undan yapılmış ekmek, et- özellikle koyun ve dana eti-, peynir, yumurta sarısı, buğday ürünleri, susam, ayçiçeği çekirdekleri, esmer pirinç, badem, bezelye.

    İyot

    Deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, iyotlu tuz.
    SAĞLIKLI BİR CİLT İÇİN BEBEĞİMİZİ NASIL BESLEYELİM?

    Bebekler bu dünyaya tecrübesiz bir bağışıklık sistemiyle geliyorlar. Bu yüzden de sık hastalanıyorlar. Annelerin en çok yakındığı konulardan biri de beze bağlı pişikler… Bebeğin cildi ne kadar güçlü, dayanıklı , bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse pişik riski de o kadar azalır. Sağlıklı bir cilde sahip olmanın yolu güçlü bir bağışıklık sisteminden geçiyor. Bebeğinizin bağışıklık sistemini güçlendirmek için bazı yollar var:
    1-Daha fazla meyve –sebze yedirin
    Meyve ve sebzeler C vitamini ve antioksidanlardan zenginler. Bu doğal besinlerin her ikisi de bağışıklık mekaniznasını güçlendiriyor. Antioksidanlar kan yoluyla tüm hücrelere , dokulara ulaşıyor ve dokuların zarar görmesini engelliyorlar. Cilt de bir doku; antioksidandan zengin beslenen bebeğin cildi böylece çok daha dirençli hale geliyor. Bebeğinizin dokuları, cildi ne kadar sağlam olursa enfeksiyon, pişik, döküntü,hassasiyet, alerji riski de o kadar azalıyor.
    Çocuğunuza günde 5 porsiyon meyve- sebze yedirmeye çalışın. Bebekler için 1 porsiyon 2 yemek kaşığıdır. Daha büyük çocuklar için bir iri fincan bir porsiyona denktir. .
    2- Çocuğa daha fazla karetenoid içeren sarı-turuncu meyve-sebzeler yedirin.
    Karoteniodler enfeksiyonlara karşı savaşan beyaz kan hücrelerinin yapımı için gerekli; üretimlerini artırıyor. Kayısı, portakal,bal kabağı, mango bunlardan bazıları...
    3-Direnci artıcı yağlarla besleyin.
    Özellikle soğuk su balıklarında bulunan Omega-3 yağları bağışıklığı güçlendirmede, cilt direncini artırmada çok yararlı. Omega-3 cildin çok daha kaygan, dayanıklı, sağlam olmasını sağlıyor. Çocuğunuza haftada 3 kez Omega -3 ‘den zengin balık yedirin. Eğer soğuk su balığı bulmanız zor ise balık yağı veya kapsül şeklinde de verilebilir. Günde 1 kapsül yeterli. Meyve suyu veya çorbasına karıştırabilirsiniz.
    4-Bebeğinizin gereksiz şişmanlamasına izin vermeyin.
    Şişmanlık bağışıklık mekanizmasını baskılıyor. Beyaz kan hücrelerinin antikor üretme yeteneğini baltalıyor. Araştırmalar fazla kilolu bebeklerin ince bebeklere göre daha fazla enfeksiyona yakalandığını ortaya koyuyor.
    5-Bebeğinizi hareket ettirin.
    Egzersiz beyaz kan hücrelerinin enfeksiyonla savaş yeteneğini artırıyor.
    6-Bebeğinizin ciğerlerini koruyun.
    Bebeğin en hassas yeri ciğerleridir. Sigara içennlerden uzak tutun. Sigara dumanı bebeğin solunum yoları mukozasına zara verir , enfeksiyona yatkın hale getirir.
    7-Bebeğinizin iyi uyumasına dikkat edin.
    Uyku bağışıklık mekanizmasının onarıldığı bir zaman dilimi. Araştırmalar uyku yetersizliğinin doğal bağışıklık hücrelerinin sayısının azalmasına, dolayısıyla hastalıklara –kansere yatkın olmamıza yol açtığını gösteriyor. Aynı durum çocuklar için de geçerli. Peki bebeklerin, çocukların ne kadar uykuya ihtiyacı var? Yeni doğan bir bebeğin günde 18 saat uykuya ihtiyacı var. Bebekler 12-13 saat, okul öncesi çağdakiler yaklaşık 10 saat uyumalı. Eğer çocuğunuz gün boyunca kısa uykulara dalmıyorsa,daha erken yatırmaya özen gösterin.
    8-Bebeğinizi anne- sütüyle besleyin.
    Anne sütünün bağışıklık mekanizması üzerindeki etkisi eşsiz. Kulak enfeksiyonu, ishal, zarürre, menenjit, idrar yolu enfeksiyonları,alerjiler, cilt engfeksiyonlarına karşı koruyor. Ayrıca araştırmalar bebeğin anne sütüyle beslenmesinin onu diyabetten, kalp hastalığına, kansere karşı bile koruyabildiğini gösteriyor. Özellikle doğumdan hemen sonra ilk gelen sarımsı süt (=kolostrum) antikordan çok zengin. Bebeğinizi münkünse 1 yıl emzirin. Eğer bu süre ve emzirmek sizin için uygun değilse, hiç olmazsa çocuğun direncini artırmak için ilk 2-3 ay emzirmeye gayret edin.
    9-Mikropların yayılmasını önleyin.
    Çocuğun bağışıklık mekanizması üzerindeki stresi azaltmak için en iyi yöntemlerden biri! Çocuklarınızın ellerini düzenli yıkadığına emin olun. Bebeğinizi kucağına alan kişilerin ellerini iyice sabunladığına, bulaşıcı bir hastalıkları olmadığına dikkat edin. Dışarıdayken temizlik mendilleri taşıyın. Çocuğun ellerini bununla silin. Hayvanları ellediğinde, tuvaletten çıktığında, anaokulundan eve geldiğinde mutlaka ellerini sabunla iyice yıkadığından emin olun. Evinizde renkli , şekilli sabunlar , havlular bulundurun. Temziliği çocuk için keyifli bir oyun haline dönüştürün.
    Sağlam bir cilt için çinko minerali gerekiyor.

    Çinko minerali vücut direncini en çok artıran , bizim ‘Savaş Beşlisi’ dediğimiz grubun içindedir. ( Diğerleri A, E, C vitaminleri ve selenyum minerali) Çinko bağışıklık sistemini güçlendiriyor, yaraların hızlı iyileşmesini sağlıyor, normal büyümeye destek oluyor, cilt dokularını sağlamlaştırıyor.
    Araştırmalar gelişmekte olan pek çok ülkede çinko yetersizliği görüldüğünü ortaya koyuyor. Özellikle hamile ve süt veren annelerin çinkodan zengin beslenmesi önemli.
    Bebeklerde cilt irritasyonları ve beze bağlı pişiklerde de çinko öne çıkan bir mineral; çinkolu kremler yaygınolarak tüm dünyada kullanılıyor.
    Çinko minerali hangi besinlerde bol bulunuyor?

    Çinko mineralinin en çok bulunduğu besinler deniz ürünleri ,kuzu eti, dana eti, hindi,tavuk, susam, bal kabağı çekirdeği, ıspanak, bezelye,yulaf, yoğurt. Aşağıdaki tabloda bazı besinlerin içinde bulunan miktara göz atarak ne kadar çinko aldığınız konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.

     

    Yiyecek

    Miktar

     

    Kalori

    Çinko

    (mg)

    DV

    (%)

    Besin Yoğunluğu

    Dünya’nın En Sağlıklı Besinleri Sıralaması

    Ispanak

    1 kase

    41.4

    1.37

     

    4.0

    Çok İyi

     

     

     

     

     

    6.0

    Çok İyi

     

     

     

     

     

    3.7

    Çok İyi

    Kuzu eti

    120 gr

    229.1

    4.60

     

    2.4

    İyi

    Dana eti

    120 gr

    175.0

    4.09

     

    2.8

    İyi

    Deniz tarağı

    120 gr

    127.0

    3.40

     

    3.2

    İyi

    Susam

    ¼ kase

    206.3

    2.79

     

    1.6

    İyi

    Balkabağı çekirdeği

    ¼ kase

    180.3

    2.52

     

    1.7

    İyi

    Yulaf

    1 kase

    166.1

    2.34

     

    1.7

    İyi

    Yoğurt

    1 kase

    154.3

    2.18

     

    1.7

    İyi

    Hindi

    120 gr

    153.1

    1.97

     

    1.5

    İyi

    Karides

    120 gr

    112.3

    1.77

     

    1.9

    İyi

    Bezelye

    1 kase

    115.7

    1.64

     

    1.7

    İyi

     

     

     

     

    4.80

    3.2

    İyi


    Bir günde ne kadar çinko almalı?*

    0-6 ay : 2 mg
    6-12 ay: 3 mg
    1-3 yas: 3 mg
    4-8 yas: 5 mg
    9-13 yas: 8 mg
    14 yas ve üstü: 11 mg
    Hamile: 11 mg
    Süt veren : 12 mg
    *2001’de Milli Bilim Akademisi Tıp Enstitüsü’nce belirlenip yayımlanan değerlerdir.
    Prima Experts
    Dermatolog
    Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir
    İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

    Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir, 1949 yılında İstanbul’da doğdu. 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde lisansını tamamladıktan sonra aynı okulda uzmanlık, başasistanlık ve doçentlik unvanlarına hak kazandı. Kısa bir süre Dicle Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra 1988 yılında profesör oldu. 200’ü aşkın yurt içi ve yurt dışı yayında kaleme aldığı yazı ve makaleleri yayınlanan Aydemir; Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği, Türk Dermatoloji Derneği, Pediatrik Dermatoloji Derneği, International Society of Dermatology, European Academy of DermatologyandVenereology, Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası üyesidir. Aynı zamanda 14 yıldır Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği’nin Başkanlığını yürütmektedir.
    SIK SORULAN SORULAR
    1. Bebek bakımı yaparken ne tür ürünler kullanılır? (Masaj/Bez değiştirme)
    Bebek cildi için erken dönemde bebek yağları, daha sonraları da bebek nemlendiricileri kullanılabilir. Bez değiştirmede, silme tercih edilecekse, tahriş etmeyen, özel tek kullanımlık, bebekler için olan temizleyici bezler kullanılmalıdır. Çocuk bezi olarak, iyi kalite, süper emici, tek kullanımlık çocuk bezleri uygundur. Günümüzde emiciliği yüksek, yumuşak yüzeyli, ince, tahriş etkisi sıfıra yakın ve fiyat olarak da ulaşılabilir düzeyde, çok iyi tek kullanımlık bezler vardır. Deri üzerinde bariyer (engelleyici tabaka) oluşturan nemlendiriciler de bebeğin altı her değiştirildiğinde kullanılmalıdır. Bu amaçla çinko oksit, dimetikon, lanolin veya vazelin içeren ürünler tercih edilebilir. Çinko oksitli ürünler, kalın tabaka olarak uygulandıysa bir sonraki sefer tamamen temizlemek için çabalamaya gerek yoktur zira çok zor çıkarlar ve etkinlikleri sürer.
    2. Konak nedir, nasıl tedavi edilir?
    Konak, bebeklerin saçlı derisinde görülen sıvı yağlar, yapışık ve irice kepeklerdir. Zaman zaman sulantılı bir zemin görülebilir, kepekler saçlara yapışıktır ve kaldırıldıklarında saçlarla birlikte kalkabilirler. Özellikle atopik dediğimiz alerjiye yatkın bünyeli bebeklerde sıktır. Tedavisinde kabuklar, sıvı yağlarla yumuşatılarak ve sık yıkanarak ve bazen de kremlerle destekleme yoluna gidilerek sorun çözülebilir.
    3. Bebek sivilcesi nedir, nasıl tedavi edilir?
    Bebek sivilcesi, bebeklerin yüzünde ergenlik sivilcesine benzer, siyah noktalar, kırmızı kabartılar ve iltihaplarla kendini gösteren basit bir hastalıktır. Bu gibi durumlarda öncelikle hormonal bir bozukluğun olup olmadığı araştırılmalıdır. Tedavi edilmese de kendiliğinden zamanla iyileşecektir. Tedavi, erişkin sivilcesi gibidir.
    4. Bez bebeğimin bacaklarının kenarında iz yapıyor, numarasını mı değiştirmeliyim?
    Bir numara büyük bez kullanmak iyi gelebilir.
    5. Bebeğimin vücudunda kızarıklıklar var neden olabilir?
    Egzama, isilik vb. birçok şey olabilir.
    6. Bez egzaması nedir, nasıl tedavi edilir?
    Akşam Gazetesi – Anne Olunca Anladım – Hülya Yıldırım
    (Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir ropörtajından)
    Bez bağlanan, genellikle bebek veya çocuk, fakat daha seyrek olarak erişkinlerde de görünen ve bez bölgesiyle sınırlı, bezin temas ettiği alanlarda görülen kızarık, yangılı bir tablodur. Bebeklerin üçte birine yakınında ve genellikle de 6-12. aylarda daha sık görülür (ek besinlerin başladığı dönemler). Burada olayın başlangıç noktası ve en önemli kısmı, bezin yarattığı, buharlaşmayı engelleyen ortamdır. Bezin sık değiştirilmemesi olayın rastlanma olasılığını ve şiddetini arttırır. Bebeklerin bezlenmediği toplumlarda diaper dermatiti görülmez. Buharlaşamayan nem deri tarafından emilir ve maserasyona (nemli şişme) neden olur. Kuru derinin birbirine veya başka bir yüzeye sürtünmesi sorun çıkarmazken, nemli ve şişik deri sürtünme sonucunda kolayca zedelenir ve tahriş olur, burada deriyle bezin sürtünmesi ilk plandadır. Derinin tahriş edicilere geçirgenliği arttığı gibi, ter ve suyla uzun süre temas dahi irritasyon nedenidir.
    Yerleşim özelliği de temelde bu sürtünmeye bağlıdır. İshal durumunda (antibiyotik kullanımı da dahil) bağırsaktan geçişin hızlı olması nedeniyle dışkıdaki sindirime ait enzimler artar ve bunlar da tahrişi arttırır.
    Üç günden daha uzun süren bez dermatitlerinde tabloya sıklıkla maya mantarlarının eklendiği kabul edilir. Yeni geliştirilen, süper emici jel merkezli çocuk bezlerinin kullanımıyla bu oranlar hızla azalmıştır.
    Karakteristik yerleşim alanları idrarın ve bezin değdiği alanlardır. Cinsel organlar, uylukların gövdeye yakın kısımları, karın alt kısımları ve kalçaların dışbükey yüzleri, bel bölgesi ve anüs çevresi tutulabilir.
    Pişiğin aksine, tipik özellik deri kıvrımlarının etkilenmemesidir. Başlangıçta deri kuruluğu şeklinde görülebilir. Bunu kızarıklık ve hafif nemli deri izler. Hafif olgularda birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşebilir. Daha sonra mantar ve bakteriler yerleşebilir. Şiddetlendiğinde sıyrık ve yaralar gelişebilir. Keskin sınırlı, zımba biçimi yaralar tipiktir. Kumaş bez kullananlarda ve uzun süren ishali olanlarda daha fazla görülür. 72 saati aşan bez dermatitlerinde maya mantarlarının varlığı kesin kabul edilir ve bez dermatitli bebeklerin yüzde 80’ine yakınında saptanır.
    7. Göbek deliği ve çevresindeki kızarıklıklar neden oluşur?
    Mikrop kapma veya tahriş sonucu olabilir.
    8. Pişik nedir, önlemek için ne yapılır?
    Akşam Gazetesi – Anne Olunca Anladım – Hülya Yıldırım
    (Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir ropörtajından)
    Halk arasında pişik olarak adlandırılan hastalık, büklüm yeri iltihabı veya intertrigo dediğimiz olaydır. Her yaşta ve tüm büklüm yerlerinde (kasık, kalça arası, meme altı, kotuk altı vb) olabilir. Bebeklerde özellikle kalça arası ve kasıklarda görülür, bazen boyun, karın kıvrımlarında da olabilir. Islak kalma, terleme sonucu nemlilik ve sürtünme bölgede tahrişe yol açar, kızarma, sulanma olabilir, 2-3 gün sürerse bakteriler ve maya mantarları eklenerek şiddetlenmesine ve uzun sürmesine neden olabilir. Bebeklerde bezin yarattığı kapalı ortam, özellikle bez sık değiştirilmezse, nemin artmasına neden olarak ortamı yatkın hale getirir. Bebeklerin bez bölgesinde birçok hastalık, benzer ve yanıltıcı görüntü yapabilir, bez dermatiti (dermatit=egzama), alerjik veya irritan (tahrişe bağlı) temas dermatiti, atopik dermatit, sık görülenler ve sık karışanlardır. Pişik olayında belirtiler tamamen büklüm yeriyle sınırlıdır, dışa pek taşmaz. Diğerlerinde tamamen temas alanına bağlıdır. Bebeklerde sıkça görülen bez dermatiti olup, aslında bu bölgede yerleşen tüm benzer olaylara da ‘bez dermatiti’ (diaper dermatiti=napkin dermatiti) genel adı yanlış olarak kullanılmaktadır.
    9. Ne kadar sıklıkla bez değiştirilmelidir?
    Akşam Gazetesi – Anne Olunca Anladım – Hülya Yıldırım
    (Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir ropörtajından)
    Bez bölgesinin kuru tutulması, bezin yeni doğan döneminde saatte bir, sonra 2 saatte bir değişimi sağlanmalıdır (Özellikle ishali olan çocuklarda ve yenidoğanlarda). Normal bebeklerde 3-4 saate çıkılabilir. 10-12 saatlik bir uykuda en az bir kez bez değiştirilmelidir.
    Çocuk Bezi Dermatitleri
    Çocuk Bezi Dermatitleri: Bez bağlanan genellikle bebek veya çocuk, fakat daha seyrek olarak erişkinlerde de (idrar ve gaita inkontinansı olanlarda) görünen ve bez bölgesine sınırlı, bezin temas ettiği alanlarda görülen enflamatuar tablodur. Bebeklerin üçte birine yakınında ve genellikle de 6-12. aylarda daha sık görülür, en erken dört günlük bir bebekte görülmüştür. Irk ve cins ayrımı yoktur. Çocuk bezi dermatiti, aynı zamanda çocuk beziyle temas eden alanlarda görülen bütün erupsiyonları da kapsayan bir terimdir. Irritan ( amonyak ) dermatit.
    Diaper dermatitinin doğru tanımı ilk defa Jacquet tarafından 1905 yılında yapılmıştır.(1) 1915 yılında Zahorsky diaper erupsiyonlarının sıklığı ile amonyak kokulu çocuk bezi arasındaki ilişkiyi tanımlamıştır. 1970’li yıllarda İngiltere’de 0-5 yaş arası grupta dermatoloji servisine başvuruların %20’sinde diaper dermatiti tespit edilmiştir. Japonya’da bu sıklık % 6 - 50 arasında değişmektedir.(1) Günümüzde ABD‘de bebeklerde en sık görülen deri hastalığıdır ve yılda 1 milyondan fazla klinik olgu görülmektedir.(2) Yeni geliştirilen, süper emici jel merkezli çocuk bezlerinin kullanımıyla bu oranlar hızla azalmıştır.
    Etyoloji: bezin altında kalan bölgede özellikle nem ve sürtünme, bunun yanı sıra biriken idrar ve dışkının etkileriyle oluşan bir irritan kontakt dermatit olarak tanımlanır. Burada olayın başlangıç noktası ve en önemli, kısmı bezin yarattığı, buharlaşmayı engelleyen ortamdır. Bezin sık değiştirilmemesi olayın rastlanma olasılığını ve şiddetini arttırır. Bebeklerin bezlenmediği toplumlarda diaper dermatitinin görülmemesi, bezin neden olduğu çevre şartlarının erüpsiyona neden olduğunu vurgulamaktadır. Buharlaşamayan nem deri tarafından emilir ve maserasyona neden olur. Kuru derinin biribirine veya başka bir yüzeye sürtünmesi derinin doğal direnci nedeniyle sorun çıkarmazken, nemli ve masere deri sürtünme sonucunda kolayca zedelenir ve tahriş olur, burada deriyle bezin sürtünmesi ilk plandadır. Derinin irritanlara geçirgenliği arttığı gibi, ter ve suyla uzun süre temas dahi irritasyon nedenidir. Yerleşim özelliği de temelde bu sürtünmeye bağlıdır. İrritasyonda uzun yıllar birincil rolün amonyağa bağlı olduğu düşünülmüştür. Yeni doğanda günlük idrar sayısının çok fazla olması (20<), DD’deki amonyak kokusu, idrardaki amonyak ve bebek dışkısındaki amonyak üreten bakteriler de bunun kanıtı gibi görülmekteydi. İdrardaki ürenin bakteriyel üreaz tarafından yıkımıyla oluşan amonyak bu dermatitin primer nedeni değildir. Yapılan deneysel çalışmalarda sağlam deride amonyağın irritasyon etkisinin gösterilememesi bu tezi zayıflatmış ve amonyağın hassaslaşmış deride ancak tahriş edici ve tabloyu alevlendirici olarak etki ettiği düşünülmeye başlanmıştır. Dışkıdaki üreazlar, idrar ve dışkı yoluyla gelen ortamdaki üreyi parçalarlar, deri pH’sı alkaliye kayar. Ürenin etkisiyle su tutması artan deri tahrişe açık hale gelir, bunlar da bebek dışkısındaki proteazlar ve lipazlara duyarlığı arttırarak tahrişe neden olur. İnek sütü içen bebeklerde dışkıdaki üreaz pozitif bakteri sayısı fazla olduğu için bez dermatiti gelişme şansı fazladır (bunlarda karışık flora, anne sütüyle beslenenlerde ise gram (+) flora). Diyare durumunda (antibiyotik kullanımı da dahil) barsaktan geçişin hızlı olması nedeniyle dışkıdaki sindirime ait enzimler artar ve bunlar da tahrişi arttırır. Biyotin ve çinkodan fakir beslenen çocuklarda da ilk bulgu diaper dermatiti olabilmektedir. (3)
    Mikroorganizmaların birincil rolleri yoktur fakat, zedelenmiş deriden kandidalar ve bakteriler kolay girerek enfeksiyona neden olabilir ve tabloyu şiddetlendirirler. Üç günden daha uzun süren bez dermatitlerinde tabloya sıklıkla kandidaların eklendiği kabul edilir. Bebeğin altını sık değiştirmemek, tahriş edici ürünlerle ve sıkça, abartılı temizlemek tahrişi arttırır.
    Tanı klinik olarak konur. Karakteristik yerleşim alanları idrarın ve bezin değdiği alanlardır. Pubis, labya majör, skrotum, uylukların gövdeye yakın kısımları, karın alt kısımları ve kalçaların konveks yüzleri, bel bölgesi ve perianal bölge tutulabilir. Tipik özellik deri kıvrımlarının etkilenmemesidir. Başlangıçta deri kuruluğu şeklinde görülebilir. Bunu eritem ve hafif maserasyon izler. Hafif olgularda birkaç gün içerisinde kendiliğinden iyileşebilir. Daha sonra kandida ve bakteriler yerleşebilir. Daha sonra maserasyon artarak, çok şiddetlendiğinde erozyon ve ülserasyonlar gelişebilir (Jacquet dermatiti). Keskin sınırlı, zımba biçimi ülserler tipiktir. Kumaş bez kullananlarda ve uzun süren diyaresi olanlarda daha fazla görülür. 72 saati aşan bez dermatitlerinde kandida varlığı kesin kabul edilir ve bez dermatitli bebeklerin % 80’ine yakınında saptanır. Kandida şiddeti arttıkça lezyon şiddeti de artar. Candida albicans sıklıkla sekonder olarak da bulunur ve dermatit yayıldıkça lezyon periferinde tipik satellit parlak kırmızı eritematöz lezyon ya da papüller ve püstüllerle kendini gösterir. Penis başı tahriş olabilir ve krutlanabilir, bu durum bebeğin sık idrar yapmasına ve bez üzerinde kan lekelerinin görülmesine neden olur. Diaper dermatiti komplikasyonları Jacquet erozif diaper dermatiti, psödoverrüköz papül ve nodüller; ve viyolase plak ve nodülllerdir (granuloma gluteale infantum). Granüloma gluteale infantum, irritasyon, maserasyon ve muhtemel süperenfeksiyona bağlı olarak ortaya çıkan granulamatöz bir reaksiyondur. Güçlü yerel kortikosteroid kullanımının granülomatöz reaksiyonu tetiklediği düşünülmektedir. Diaper bölgesinde menekşe mor, koyu kırmızı renkli papülonodüler lezyonlar ile karakterizedir. Bakterilerin özel bir katkısının bulunmadığı kabul edilir.
    Histopatolojik bulgular klinik bulgulara bağlı olarak akut, subakut, kronik spongiyotik dermatit ile uyumlu değişiklikler, dermiste hafif ya da orta derecede inflamatuar hücre infiltrasyonu eşlik eder. (3)
    Ayırıcı tanıda Bez bölgesi psoriazisi, seboreik dermatit, atopik dermatit, Langerhans hücreli histiyositoz, tinea kruris, alerjik kontakt dermatit, impetigo, intertrigo, akrodermatitis enteropatika, aminoasidüriler, biotin eksikliği ve konjenital sifiliz ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Bu dönemde alerjik kontakt dermatit çok seyrektir ve bezlerin bantlarına bağlı olabilir. İntertrigo büklüm yerlerini tutan, maserasyonun hakim olduğu bir tablodur. Bunda da nemlenme ve sürtünme esastır. Psoriasis vulgariste keskin sınırlı eritemli plaklar vardır, nemli ortam nedeniyle beyaz skuamlar bulunmayabilir. Bakteriyel enfeksiyon eklendiğinde yüzeyel erozyon, sarı renkli krut, impetijinizasyon eşlik etmektedir.(3) Seboreik dermatit, ilk üç-dört haftada özellikle büklüm yerlerinde eritemli zemin üzerinde sarı renkli skuamlar ile karakterizedir. Saçlı deri, yüz ve kıvrım bölgeleri de tutulabilir. Atopik dermatit, yüze ve vücutta yaygın erupsiyonlara neden olabilir, 6 aylıktan küçük çocuklarda nadiren görülür. Akrodermatitis enteropatika otozomal resesif bir hastalıktır. Özellikle anne sütünden mamalara geçen bebeklerde görülür. Dermatit, diyare ve alopesi klasik triaddır.(3)
    • Kandidiyazis
    • Id ile birlikte psoriasiform dermatit
    • Beslenme bozuklukları
    • Granuloma gluteale infantum
    • Letterer-Siwe hastalığı
    • Bülloz impetigo
    • Eroziv perianal impetigo
    • Seboreik dermatit
    • Çinko eksikliği
    • Kistik fibrozis
    • Kawasaki hastalığı

    Tedavi: Aktif dönemde :

    • Sulu pansuman, sprey, Günde 2-3 kez SF, Eau de goulard, Eau D’alibour vb. Sprey şeklinde 30-40 cm uzaktan, 2 dakika arayla 8 kez püskürtme.
    • Topikal antifungal kullanımı, Şiddetli ve uzun süren olgularda (Eğer döküntü 3 günden fazla sürmüşse) kandida yerleşme olasılığı yüksektir. İmidazol grubu, sikloproksolamin, vb çok etkilidir. Ayrıca antienflamatuar ve antibakteryel etkileri de vardır. Pamukçuk varsa oral nistatin eklenmeli, diaper dermatitinde diğer oral antifungallerin kullanımı önerilmemektedir.
    • Topikal kortikosteroid kullanımı En az miktarda, 3 gün, günde 2 kez uygulanmalı ve düşük potenste steroidler kullanılmalı ve 2 haftadan fazla kullanılmamalı, sadece orta-ciddi olgularda kullanılmalı. Hidrokortizon, prednizolon, prednikarbat gibi düşük potensli steroidli kremler enflamasyon şiddetli ise kullanılabilir. Atrofi ve stria gelişme riski yüksek olduğundan güçlü steroidli kremler hiç kullanılmamalıdır. Orta potens kullanılırsa aile yan etkiler konusunda uyarılmalı: Adrenal supresyon, Cushing sendromu, deride atrofi ve stria gibi
    • Kalsinörin inhibitörleri de denenmektedir.
    • Antibiyotikler: topikal mupirosin döküntü devam ettiğinde veya iyileşmesi yetersiz kaldığında verilebilir, kandidalara da etkili olduğu bildirilmektedir. Atopik çocuklarda oral antibiyotikler gerekebilir. Yerel florayı bozmaları nedeniyle kullanımları tartışmalıdır.
    -Enfekteyse emziren annenin ve ilişkili nesnelerin temizliği önemli olabilir.
    Erişkinlerde ortaya çıkan diaper dermatiti nedenleri arasında birinci sırayı kandida enfeksiyonu almaktadır. İlk seçenek tedavi olarak yerel antifungal ve koruyucu önlemler tercih edilmelidir.(3)
    Tuvalet eğitimi tamamlanmasıyla bez kullanımına gerek kalmadığında şikayetin ortadan kalkacağı aileye anlatılmalıdır. Tedaviye dirençli diaper dermatiti olguları mutlaka genital bölgede lokalize olabilecek diğer dermatozlar açısından incelenmelidir.(3)
    Tedavi diaper dermatitinin şiddeti ve altta yatan nedene göre değişiklik göstermektedir. Kaç gündür devam ettiği, kullanılan tedaviler, tedaviye yanıt mutlaka öğrenilmelidir.
    Irritan Diaper Dermatitinin Önlenmesi (2,7)
    - Diaper bölgesinin kuru tutulması, bezin yeni doğan döneminde saatte bir, sonra 2 saatte bir değişimi sağlanmalıdır ( özellikle diyaresi olan çocuklarda ve yenidoğanlarda ). Normal bebeklerde 3-4 saate çıkılabilir. 10-12 saatlik bir uykuda en az bir kez değiştirilmelidir. İdrar veya dışkılamadan sonra ise hemen değiştirilmeli. Deriye sıkıca yapışmalarını önlemek için tam uygun bedende veya daha iyisi bir beden büyük bez kullanılmalıdır.
    -Gün içi bezsiz kalması, sağlanmalı, yeni doğanlarda uykusuz olduğu dönemlerde açık bırakılabilir. Daha sonraki aylarda hareketlendiğinde de oyun oynarken açık bırakılabilir.
    - Bezin sık değişmesi kadar kalitesi de önemlidir. Tek kullanımlık bezin olmadığı, kumaş bezlerin yıkanıp yıkanıp kullanıldığı dönemleri yaşamış biri olarak bu konuda yeterli deneyim ve bilgi sahibiyimdir. Bunlar, emdikleri idrar ve dışkıyı, hapsedemedikleri için, ısı ve nem miktarında, fekal üreazların miktar ve aktivasyonunda artışla irritasyon ve DD çok görülürdü, fakat biz bu mekanizmaları bilmez, yalnız DD’yi görürdük. Çok bol miktarda ve kalın tabaka çinko oksit pomadı kullanarak çok az sayıda DD ile bu dönemleri atlattık. İyi kalite, süper emici tek kullanımlık çocuk bezi kullanımı çok yararlıdır. Gelişmiş ülkelerde tek kullanımlık bez kullanımı % 90’lara ulaşmaktadır. Bu bezlerin deriye temas eden kısmında genellikle polipropilen denilen geçirgen bir tabaka vardır, bu tabaka sıvıyı içeri aktarır. En içte çocuk bezi teknolojisindeki en önemli gelişme olan poliakrilat polimerleri bulunur. 1980’li yılların ortasında bulunan bu madde sıvı temasıyla jel oluşturarak ağırlığının 80 katı kadar sıvı tutabilir. 12 saate kadar kuru kalmayı sağlayan mükemmel bezler geliştirilmiştir. En dıştaki tabaka ise dışarı sızıntıyı engeller. Bu ürünler sayesinde DD büyük ölçüde engellenebilmektedir. Yeni bir bez çeşidi ise mikroporlu nefes alabilen ürünlerdir. Bunlarda sıvı sızıntısı olmamakla birlikte su buharı selektif permeabilite gösteren tabakalar aracılığıyla uzaklaştırılır. Bu yeni, nefes alan bezler daha az oklüzyon yapar, normal deri nemini korur, sürtünme ve maserasyonu ortadan kaldırır, kandida gelişmesini engeller ve DD önlenmesinde ek bir yarar sağlarlar. Bugün ise bezin deriye temas eden kısmında aloe vera, vazelin ve çinko oksit kullanımıdır. Bunlar kontrollü olarak deriye salınır ve bariyer görevine destek olarak DD gelişimini önlemede ek destek sağlar. Ayrıca bazı modern bezler ıslaklık göstergesi taşımaktadır. Bez üzerinde yer alan gösterge, bez sıvı ile temasa geçtiğinde sarıdan mavi renge dönüşerek anneleri uyarmaktadır.
    -- Her bez değişiminde irritanlar azaltılmalı, bez bölgesi su ile temizlenmeli, sonra nazikçe, sürtmeden, tamponlama şeklinde kurulanıp bir süre açık bırakılmalıdır. Sabun kullanılmamalı, deterjanlardan kaçınılmalıdır. Suda çözünen (Y/S) bir kremle temizlemek çok yararlı olabilir irritasyonu çok azaltır. Kokusuz ve alkolsüz ıslak kağıt mendiller olabilir, bunların irritasyon özelliği azaltılmış bazı yeni tiplerinin çok düşük irritasyon riski olduğu çift kör bir çalışmayla gösterilmiştir. Pamuklu giysiler giydirilmeli veya minimal katkı içeren ürünler kullanılmalı.
    -Deri üzerinde bariyer oluşturan nemlendiriciler bebeğin altı her değiştirildiğinde kullanılmalı. Bunlar hem yüzeyde teması, sürtünmeyi engelleyici tabaka yapar, hem de hücreler arasında harç pozisyonundaki lipidlerin yerini de kısmen alarak derinin direncini arttırır, su kaybını azaltır. Bu amaçla çinko oksit, dimetikon, lanolin veya vazelin içeren ürünler tercih edilebilir. Çinko oksitli ürünler kalın tabaka uygulandıysa bir sonraki sefer tamamen temizlemek için çabalamaya gerek yoktur, çok zor çıkarlar ve etkinlikleri sürer. Topikal sukralfat da, bariyer amaçlı kullanılabilen diğer bir tedavi seçeneğidir. Bariyer olmanın yanı sıra safra asitleri ve pepsini de nötralize edebilir. Aynı amaçla diğer antiasitler de denenmiştir. Çinko oksitin altına da uygulanabilir. -Vazelin emdirilmiş bezler de bariyer görevini kısmen sürdürebilir
    Pudralar ise yalnızca tamamen kuru, sağlam deride kuru tutmak ve sürtünmeyi önlemek amacıyla kullanılır.
    Prima Experts
    Yeşim Çaylaklı
    Çocuk Gelişim Uzmanı

    Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde alan Yeşim Çaylaklı, ABD’de George Mason Üniversitesi’nde Uygulamalı Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisansını tamamladı. Washington D.C. Children’s Hospital-Development Clinic’te çalıştığı süre boyunca çocuk gelişimi üzerine yoğunlaşıp, ailelere çocuklarının gelişimini destekleme, davranış kontrolü, iletişim ve olumlu disiplin yöntemleri konusunda danışmanlık verdi. ABD’de bulunduğu yıllarda bebek/çocuk gelişimi, çocuk merkezli oyun terapisi ve resmin oyun terapisinde kullanımı ile ilgili eğitimlerde sertifika almaya hak kazandı, Türkiye’ye döndükten sonra özel Aile Danışma Merkezi’nde 0-6 yaş arası çocukların gelişim değerlendirmesi ve takibi, oyun terapisi ve anne-bebek bağlanması üzerine çalışmalara başladı. Okul öncesi kurumlara danışmanlık veren Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nda Eğitim Sorumlusu olarak çalıştığı dönem boyunca, eğlenerek öğrenme, erken müdahale programları, anne destek programlarının geliştirilmesi ve uygulanması üzerine eğitim projelerinde görev aldı. 2008’den bu yana Türkiye’de erken müdahalenin ve gelişim değerlendirmesinin önemi hakkında verdiği seminerlerde uyku ve tuvalet alışkanlığı, oyun ile öğrenme, iletişim ve sevgiye dayalı disiplin yöntemleri konularına değinmektedir. Kendi geliştirdiği ve uygulayıcısı olduğu “Fark Yaratan Anlar” gelişim odaklı anne babalık programı ile ebeveynlere yönelik paylaşım grupları düzenlemeye devam eden Çaylaklı’nın okul öncesi dönem çocuklarına yönelik “Kim Bu Bebek” isimli bir hikaye kitabı bulunuyor.
    ÇOCUĞUM İÇİN OKUL SEÇERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM?
    Çocuğunuzun okula başlaması ve belki ilk kez sizden ayrı olarak ev dışında bir ortama girecek olması, bir sonraki gelişim aşamasına geçtiğini müjdeler ama bir yandan da kaygılanmanıza neden olabilir. “Acaba çocuğum okulda mutlu olacak mı? Orada güvende hissedecek mi? Yaşıtlarıyla ilişki kurabilecek mi? Yemeğini tek başına yiyebilecek mi?...” Kaygıları bir yana bırakırsak, bu kısa ayrılık hem sizin hem de çocuğunuz için zenginleştirici bir deneyim olacaktır. Normal gelişimin bir parçası olarak çocuğunuzun yaşıtlarıyla ve sizin dışınızdaki yetişkinlerle birlikte bir oyun ve eğitim ortamında bulunması çeşitli beceriler edinmesine imkan sağlar.
    Okul öncesi eğitimin temel amacı; çocuğun bireyselleşmesini desteklemek; onu okula hazırlayacak sosyal, duygusal ve akademik becerileri kazanmasına yardımcı olmaktır. Okul öncesi programları genelde 2-4 yaş arası çocuklara yönelik olarak bazen yarım günü bazen tüm günü kapsayacak şekilde düzenlenmektedir.
    İyi bir okul öncesi kurumu çocukların öğrenme ve araştırmasına olanak tanıyan, bireysel ihtiyaçlara göre düzenlemeler yapabilen; aile katılımını önemseyen, çocukların kendilerine güvenini pekiştiren ve grup içinde hareket etmeyi öğrenmelerini sağlayan özellikte olmalıdır. Okul seçerken mümkün olduğunca alternatiflerinizi araştırın. Sadece ismi duyulmuş okullarla sınırlı kalmayın. Okulun çocuk eğitimi ve disiplini konusundaki yaklaşımı, eğitim felsefesi ve programı, öğretmenlerin deneyimleri, fiziksel düzeni hakkında detaylı bilgi alın. Okul ortamında kendinizi rahat hissetmeniz, okul çalışanlarına güvenmeniz ve okuldaki uygulamaların evdeki yaklaşımlarınızla tutarlı olduğuna inanmanız önemlidir. Eğer siz okulla ilgili bir şüphe taşırsanız çocuğunuz da bunu hisseder ve okula gitmeyi istemeyebilir.
    Çocuğunuz için okul seçerken, okuldaki diğer öğrencilerin velileriye görüşme isteğinizi okul yöneticisine iletin. Sadece okuldan memnun kalan ailelerle değil, çeşitli sebeplerle okulu bırakan ailelerle de görüşmeniz daha tarafsız bir karar vermenize yardımcı olacaktır.
    Çocuğunuz için en uygun okulu seçerken bazı noktalara dikkat etmeniz işinizi kolaylaştırabilir:
    Sınıf Mevcudu: Sınıf içinde kaç çocuk, kaç öğretmen var? Öğretmen kaç çocuktan sorumlu? diye mutlaka sormalısınız. 2-3 yaş döneminde çocukların en fazla 8-10 kişilik gruplarda olması; 4 yaşında ise 15-20 kişilik gruplarda olması uygun bir öğrenme ortamının oluşması açısından önemlidir. Öğretmen/öğrenci oranının düşük olması yani bir öğretmenin en fazla 7-8 çocuktan sorumlu olması ideal olanıdır.
    Kurumdaki Çalışanların Özellikleri: Öğretmenlerin üniversitelerin erken çocukluk eğitimi ve çocuk gelişimi bölümlerinden mezun olmasına, bilgili ve yeterli deneyime sahip olmasına dikkat edilmelidir. Öğretmenler ilgili, destekleyici, gözlemci, yardımsever ve saygılı olmalıdır. Mutlu ve sempatik görünmeleri, çocukların boyuna inerek onlarla iletişim kurmaları, çocuğunuzun öğretmenleriyle ilişki kurmasını kolaylaştıracaktır.
    Ayrıca, kurumda bir rehber öğretmen veya psikolojik danışmanın bulunması da önemlidir. Öğretmenler ve yönetici dışında kurumda yer alan destek elemanlarının kimler olduğu araştırılmalıdır (doktor/hemşire, aşçı, temizlik görevlileri, servis şoförü gibi).
    Eğitim Programı: Okul öncesi eğitim programı, çocukların tüm gelişim alanlarını (fiziksel, sosyal, duygusal, dil, zihinsel) ve yaratıcılığını desteklemeyi; çeşitli beceriler edinmelerini amaçlamalıdır. Eğitim programı çerçevesinde sunulan etkinliklerle, oyunlarla, projelerle, grup çalışmalarıyla ve bireysel çalışmalarla çocukların öğrenmesi desteklenmelidir. Eğitim programının felsefesi, programın günlük akışı, aile katılımını dahil etmesi; her çocuğun gelişimsel ihtiyacına, ilgi alanına ve becerilerine göre düzenleme yapabilen esnek bir program olması ve bireysel farklılıklara duyarlı olması hakkında detaylı bilgi edinilmesi faydalıdır.
    Eğitim programı, okul öncesi eğitimde yaygın olarak kullanılan bazı yaklaşımlarından esinlenebileceği (Montessori, Reggio Emilia, Waldorf) gibi özgün bir program da olabilir. Nasıl olursa olsun programın oyun temelli olmasına, birçok oyunun/etkinliğin çocuk tarafından başlatılmasına, çocukların rahatlıkla bir etkinlikten diğerine geçebilmesine ve özgür seçimler yapabilmesine bakılmalıdır. Çocuklar, kendi başlarına ve diğer çocuklarla oynarken çok şey öğrenirler. Çocukların uzun süreler masa başında oturup öğretmeni dinledikleri; çok fazla yapılandırılmış ve ezbere dayalı bir program 3-4 yaş için uygun değildir.
    Güvenlik, Sağlık ve Beslenme: Sınıflar ve sınıf dışı alanlar (bahçe, yemekhane, tuvalet) çocukların özgürce hareket etmelerine olanak tanıyan, onları kısıtlamayan, gerekli tedbirlerin alındığı güvenli ve temiz ortamlar olmalıdır. Okulun doğal afetler ve acil durumlardaki müdahale planı, sağlık kuruluşlarıyla anlaşma içinde olması ve çalışanların ilk yardım bilgisi gibi noktalar da araştırılmalıdır. Okulun bir sorumluluğu da çocuklara dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklara besin değeri yüksek, sağlıklı koşullarda pişirilen ve saklanan besinler sunulmalıdır.
    Okul ve Öğrenme Ortamı: Öğretmenin çocukları nasıl karşıladığını, yeni bir okul gününe hazırlamada onlara nasıl destek olduğunu gözlemleyin. Çocuğunuzun bu ortamda kendini güvende ve rahat hissedip hissetmediğini değerlendirin. Okul ortamının geniş ve aydınlık olması; boş alanlarının bulunması, çocukların fiziksel faaliyetlerine imkan sağlayan bir bahçeye ve jimnastik alanına sahip olması önemlidir. Sınıf kapılarının veya duvarlarının sınıfın içi görünecek şekilde tasarlanmış olması; velilerin okul içinde zaman geçirmelerinin hoş karşılanması da olumlu işaretler olarak algılanmalıdır.
    Sınıflarda çocukların yaşına ve farklı ihtiyaçlarına yönelik yeterli sayıda oyuncak ve malzemelerin bulunmasına özellikle bakılmalıdır. Örneğin, çeşitli malzemelerden yapılmış bloklar, yapbozlar, sanat malzemeleri, evcilik/drama oyuncakları, kitaplar, müzik aletleri çocukların kolay erişebileceği bir şekilde düzenlenmiş olmalıdır. İyi düzenlenmiş bir öğrenme ortamı çocuğun merakını, yaratıcılığını ve keşfetme arzusunu tetikler; yaşıtlarıyla etkileşim içinde, güvenli bir ortamda yaşına uygun beceriler edinmesine yardımcı olur.
    Tüm bu noktaları dikkate alarak çocuğunuz ve kendiniz için en uygun olacağını düşündüğünüz okulu seçebilirsiniz. Kararınızı vermeden önce çocuğunuzla birlikte okula bir ziyaret gerçekleştirebilir; çocuğunuzun burada kendini nasıl hissettiğini, keyif alıp almadığını gözlemleyebilirsiniz. Okulu seçtikten sonra, eğer şartlarınıza uygunsa, önce yarım gün daha sonra tam gün süreli programa geçmeyi düşünebilirsiniz. Bu süre zarfında hem çocuğunuzun okulda geçirdiği süreyi aşamalı olarak artırır hem de onun okula uyum sağlamasını kolaylaştırabilirsiniz.
    Sizden ayrılmak ve en dışındaki bir ortama uyum sağlamak çocuğunuz için kolay değildir. Özellikle yenilikler karşısında tepkili olan çocuklar okula uyum sağlamada daha fazla zorlanabilirler. Onun için yeni olan okul deneyimine alışması için çocuğunuza biraz zaman verin. Sizden ayrılmak istemezse bir süre okulda onun yanında kalın. Okulda güvende olduğunu, akşam tekrar görüşeceğinizi anlatarak onu rahatlatın. Sizi özlediğinde bakması için çantasında bir fotoğrafınızı taşıyabileceğini veya evi hatırlatması için kendi seçtiği bir oyuncağını okula götürebileceğini söyleyin. Bu durumdan öğretmenini de haberdar edin. Emin olun, okulun güvenli ve keyifli bir yer olduğuna ikna olduktan sonra çocuğunuz büyük bir istekle okula gitmeyi isteyecektir.
    SEVGİYE DAYALI DİSİPLİNİN PÜF NOKTALARI
    Disiplin, pek çok kişi tarafından baskı kurma veya ceza verme olarak düşünülse de aslında disiplinin kelime anlamı “öğretme”dir. Disiplin, ceza vermek veya çocuğa sert davranmak değildir. Tam tersine disiplin; sevgiyle çocuklara duygularını ve davranışlarını kontrol etmeyi, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmayı, sınırları ve kuralları öğretmektir. Sizin sevgi dolu rehberliğiniz sayesinde çocuğunuz doğru davranışları öğrenebilir; mutlu ve başarılı bir hayat yaşamak için gerekli özgüveni geliştirebilir.
    Çocukların istenilen şekilde davranmayı seçmesine destek olmak için ebeveynler olumlu disiplin yöntemlerine başvurabilirler. Bu yöntemler, ebeveyn-çocuk arasında yaşanan çatışmaların azalmasına; çocuğun kendini bir birey gibi hissetmesine ve olgunlaşmasına yardımcı olur.
    Her Şeyin Başı İletişim… Öncelikle Çocuğunuzla Olumlu Bir İletişim Kurmayı Deneyin.
    Çocuğunuzla kurduğunuz iletişimin şekli kullandığınız disiplin yöntemlerinin etkili olabilmesini belirleyen en önemli noktalardan biridir. Zaman zaman çocuğunuzla konuşurken boşuna konuştuğunuz hissine kapılabilirsiniz. Sanki çocuğunuz inadınıza istemediğiniz şeyleri yapıyormuş gibi gelebilir. Böyle zamanlarda, iletişim şeklinizin çocuğunuza istenilen davranışı öğretmede etkili olup olmadığını düşünmelisiniz. Çocuğunuzun sizi dinleyeceği ve anlayacağı şekilde konuşmanız gereklidir. Ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz bazen daha önemlidir. Suçlayıcı, yargılayıcı, tehdit edici ve alaycı ifadeler çocuğun istenilen davranışı göstermesini sağlamayacağı gibi ilişkinizi de olumsuz etkiler.
    Ayrıca, çocuğa yapılan eleştiri onun kişiliğine değil davranışına yönelik olmalıdır. Örneğin, “Ne kadar yaramazsın” gibi bir ifade kişiliğe yöneliktir. Bu tarz genelleyici bir ifade çocuğun yaramaz olmadığı zamanların gözardı edildiğini gösterir. Aslında anlatılmak istenen, çocuğun bir davranışından (kardeşinin elinden oyuncağı çekerek alması) duyulan rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığı kişiliğe yönelik değil de davranışa yönelik bir ifadeyle belirtmek, çocuğun olumlu davranışta bulunma ihtimalini artırır: “Kardeşin elinden oyuncağı çekip aldığın zaman üzülüyor. Ağlamaya başlıyor. Bir daha izin isteyerek alabilirsin”.
    Çocuğunuzdan ne istediğinizi kararlı, net ve sakin bir ses tonuyla anlatın. (“Şimdi televizyonu kapama zamanı. Televizyonu kapatıp yatağa gitme vakti geldi” gibi). Sözlerinizle yaptıklarınızın tutarlı olmasına dikkat edin. Çocuğunuz ısrar ettiği için söylediklerinizden geri adım atmayın; onunla tartışmayın.
    Çocuğunuzun yapmasını istemediğiniz davranışına karşı ona bir alternatif sunmanız, nötr bir şekilde neyi yapabileceğini anlatmanız faydalı olur. Örneğin, “arabaları fırlatman iyi değil. Birinin canı yanabilir. Şu sünger blokları fırlatabilirsin” gibi. Alternatif sunduğunuzda çocuğunuz uygun davranışların neler olduğunu öğrenebilir.
    Kuralları ve Sınırları Belirleyin:
    Çocuklar güvende olduklarını ve sevildiklerini hissetmek için kuralları ve sınırlarını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Ev içinde çocuğunuzdan beklediğiniz davranışların neler olduğunu belirleyin. Bir kural listesi oluşturun. Kural listesinin çok uzun olmamasına; çocuğun sağlığını ve güvenliğini tehdit eden durumlara öncelik vermeye çalışın. Çocuğunuz kurallara uymayı başardıkça kural listenizi genişletebilirsiniz.
    Kurallara uygun davrandığı zamanlarda nasıl ödüllendirileceğini de çocuğunuza açıklayın. Örneğin, gece yatmadan fazladan bir kitap okuma, birlikte kurabiye pişirme, bir çizgi film dvdsi satın alma, piknik yapma gibi ödüller olabilir. Önemli olan ödüllerin büyüklüğü küçüklüğü değil çocuk için bir anlam ifade etmesidir. Tabii ki ödüllerin iyi davranışın hemen ardından verilmesi her zaman daha etkilidir.
    Herkes gibi çocuklar da kuralların geçerliliğini test etmek isterler. Ne kadar ileri gidebildiklerini, nerede durması gerektiklerini, kurallara uymadığı zaman sonucunda neler olacağını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Sınır koyulmayan çocuklar frensiz bir arabada gidiyor gibidir. Nasıl ki frensiz bir arabada gitmek tekinsiz bir his yaratırsa, sınırların olmadığı bir çevre de çocukta benzer hisler uyandırır. Kuralları belirlemek ve bunları tutarlı bir şekilde uygulamak çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.
    Kuralları belirledikten sonra tutarlı bir şekilde bunları uygulamanız önemlidir. Örneğin, yemekten önce çikolata yememe gibi bir kuralınız varsa ve bir gün “bir kereden bir şey olmaz” diyerek çocuğunuz çok ağladığı için çikolata yemesine izin verirseniz kuralınız etkisini yitirecektir. Söz konusu çocuklar olduğunda “bir kereden çok şey olabilir”. Bir sonraki sefer, sizin sabrınızı taşırana kadar ağladığında çikolatayı alabileceğini düşünecektir. Çünkü olumsuz bir davranış olan ağlama çikolata ile ödüllendirilmiştir ve çocuk için artık bir çözüm haline gelmiştir.
    Çocuğun bakımından sorumlu tüm yetişkinlerin koyduğunuz kurallara aynı şekilde bağlı olması gereklidir. Yemeği masada yeme gibi bir kuralınız varsa ancak çocuğun hayatındaki yetişkinlerden biri bu kuralı uygulamıyorsa çocuğun kafası karışabilir. Kendisinden beklenilen davranışın ne olduğunu tam olarak anlayamaz. Kuralların pek de gerekli olmadığını düşünebilir. Eğer kuralınız bir sebeple esnetilecekse bunu önceden çocuğa mutlaka açıklamalısınız (“Dayınla biraz zaman geçirmen için 15 dakika daha geç yatmana karar verdik. Ama yarın her zamanki uyku saatinde yatacaksın” gibi).
    Kurallara Uymamayı Seçtiğinde Neler Olacağını Açıklayın:
    Çocuğunuz kurallara uygun davranmadığında tutarlı bir şekilde uygulayacağınız bir planınız olmalıdır. Çocuğunuzun istenmeyen davranışından hemen sonra sonucunu yaşamasını sağlarsanız olumsuz davranışını değiştirmesine yardımcı olabilirsiniz. Sonucunu yaşama da ödüllendirme gibi davranışın hemen ardından uygulanmalıdır. Örneğin, oyuncakları fırlatmadan oynama ile ilgili bir kuralınız olduğunu düşünelim. Çocuğunuza oyuncakları fırlatmadan oynama kuralınızı ve nasıl oynamasını beklediğinizi anlattınız. Buna rağmen oyuncaklarını fırlatarak oynamaya devam ediyorsa; “Oyuncaklarını fırlatmaya devam edersen kaldırmak zorunda kalacağım” deyin ve bekleyin. Gerçekten oynamak istiyorsa fırlatmaktan vazgeçecektir. Eğer vazgeçmezse oyuncakları kaldırın. Bir süre geçtikten sonra istenilen şekilde oynamaya hazırsa oyuncakları verebileceğinizi söyleyin. Bu şekilde çocuğunuza her istenmeyen davranışı karşısında bir sonuç yaşacağını gösterirseniz, çocuğunuz uygun davranmayı seçmediğinde bunun sonucuna katlanması gerektiğini öğrenecektir.
    Çocuğunuzdan iyi davranma ile sonucuna katlanma arasında bir seçim yapmasını istemek onun gelişiminin önemli bir parçasıdır. Kendi kararlarını veren ve kararlarının sorumluluğunu alan bilinçli bireyler ancak bu sayede yetişebilir.
    “Olumlu Davranış” Radarınız Devrede Mi?
    Çocuğun olumsuz davranışlarının olumlu davranışlarından daha fazla dikkat çekmesi doğaldır; çünkü bu davranışları gördüğümüzde anında müdahale etmemiz gerekir. Ancak sürekli olarak çocuğun olumsuz davranışlarına odaklanıldığında, çocuk hiçbir şeyi doğru yapamadığını düşünebilir. Olumlu davrandığı zamanlarda bir tepki alamadığını görürse, olumsuz davranışlarda bulunarak dikkat çekmeye çalışabilir. Çocuk için önemli olan dikkat çekmektir!
    Olumlu davranışlarda bulunduğu her zaman çocuğunuzu takdir etmeyi ihmal etmeyin. Bir “olumlu davranış radarınız” varmış gibi düşünmek işinize yarayabilir. Örneğin, “Oyuncaklarını topladığını görüyorum. Odan çok düzenli oldu!” gibi. Sadece “Aferin, Harikasın” gibi ifadeler çocuğun tam olarak hangi davranışının takdir edildiğini anlamasına yetmez. Takdir ederken davranışı açık bir şekilde tanımlamanız, çocuğun bir sonraki sefer bu davranışını tekrarlamasına yardımcı olur.
    Kucaklama, öpücük, kafasını okşama, göz kırpma, sırtını sıvazlama gibi sözel olmayan yollarla da çocuğunuzu takdir ettiğinizi gösterebilirsiniz. Her gün belirli dozda çocuğunuza sevgi ve cesaretlendirme mesajları vermeyi alışkanlık haline getirin. Sevgi dolu bir dokunuşun yumuşatamayacağı kalp yoktur!
    Çocuğunuzun Davranışlarıyla İlgili Beklentinizi Açık ve Net Bir Şekilde İfade Edin:
    Çocuktan beklentilerinizi, nasıl davranmasını istediğinizi açık ve net bir şekilde açıklayın. “Güzel güzel oynayın” dediğinizde çocuğunuz tam olarak ondan ne beklediğinizi anlayamaz. Onun yerine “oyuncaklarınızı paylaşarak oynayın” dediğinizde kendisinden beklenilenin ne olduğunu anlar. Çoğu zaman çocuklar kendilerinden beklenilen davranışın ne olduğunu bilemedikleri için olumsuz davranışlarda bulunurlar. Örneğin, “Koşma” yerine “Elimden tutarak yürü”; “Bağırma” yerine “Kısık sesinle konuşabilirsin”; veya “Mızmızlanma” yerine “Kelimelerini kullanırsan seni daha iyi anlayabilirim” dediğinizde neyi yapmaması gerektiği yerine nasıl davranması gerektiğine odaklanmış olursunuz. “Me-Ma” lı ifadeleri olumluya çevirmenin ve “Hayır” lı ifadeleri azaltmanın, çocuğunuzun istenmeyen davranışlarının değişmesinde ne kadar etkili olduğunu fark ettiğinizde çok şaşıracaksınız…
    Bazı durumlarda çocuğunuzdan beklediğiniz davranışı ona göstererek de anlatmanız gerekebilir. Örneğin, çocuğunuz arkadaşına çok sıkı sarılıyor ve arkadaşını rahatsız ediyorsa; ellerinden ve kollarından tutarak yumuşak bir şekilde sarılmanın nasıl olduğunu ona gösterebilirsiniz. Oyuncak ayısı üzerinde denemeler yapmasını isteyerek sıkı ve yumuşak sarılma arasındaki farkı anlamasına yardımcı olabilirsiniz.
    Acil Durum Kutusu Hazır Mı?
    Çocuklar sıkıldıkları zamanlarda istenmeyen davranışlarda bulunma eğiliminde olabilirler. Bu nedenle her zaman bir kutu ya da çanta içinde çocuğunuzu meşgul tutacak malzemeler/oyuncaklar bulundurun. Örneğin, uzun bir araba yolculuğunda çocuğun sıkılmaması için yanınıza boya kalemleri, kağıt, kitap ve müzik cdleri, küçük oyuncaklar alabilir; yolda gördükleriniz hakkında hikayeler uydurabilirsiniz. Böylece çocuğunuzun dikkatini başka yöne çekebilir ve sırf huysuzlandığı için istenmeyen davranışlarda bulunmasını engelleyebilirsiniz.
    Bazen Herkesin Bir “Ara”ya İhtiyacı Olur…
    Uyguladığınız disiplin yöntemlerinin etkili olabilmesi için kontrolünüzü kaybetmemeniz ve sakin kalabilmeniz oldukça önemlidir. Siz sakin olduğunuzda çocuğunuzun kendini kontrol edebilmesi için iyi bir model olursunuz. Kontrolünüzü kaybedeceğinizi hissettiğiniz anda ortamdan uzaklaşmak ve derin bir nefes almak her zaman işe yarar.
    Çocuğunuz da sizin gibi yoğun duygular yaşadığında sakinleşmek için biraz zamana ve ortamdan uzaklaşmaya ihtiyaç duyabilir. Duygular yoğunken yapacağınız hiçbir mantıklı açıklama onu rahatlatmaya yetmeyecektir. Kendini daha iyi hissedeceği, güvenli ve rahat bir yerde (yumuşak yastıklar, peluş oyuncaklar, kitaplar ve küçük oyuncakların olduğu bir yer olabilir) biraz zaman geçirmesi ve sakinleşmesi ona iyi gelecektir. Sakinleştikten sonra çocuğunuzun kendini kontrol etme konusunda gösterdiği çabayı mutlaka takdir edin. Davranışlarını kontrol etme çocuğunuzun hayat boyu işine yarayacak önemli bir sosyal-duygusal beceridir.
    ÇOCUĞUMUN KENDİ BAŞINA GİYİNMEYİ ÖĞRENMESİNE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?
    Çocuklar için kendi başına giyinmeyi öğrenme önemli bir gelişim aşamasıdır ve sanıldığından daha zordur. 2 yaşından önce çocuklar giyinirken ve giysilerini çıkarırken size ihtiyaç duyarlar; kollarını ve bacaklarını giysilerin deliklerinden geçirerek size yardımcı olabilirler. 2-3 yaşları arasında giysilerini yardımsız bir şekilde çıkarabilirler. Çıkarma giyinmeden daha kolaydır. 3 yaşında kendi başına giyinme denemeleri yapabilir; ancak giysilerin ön tarafını bulma, kafasını tişörtün içinden geçirme, düğme ilikleme, fermuar çekme ve bağcıkları bağlama gibi adımlarda sizden yardım isterler. 4 yaşına geldiklerinde ise birçok çocuk kendi başına giyinebilir ve giysilerini çıkarabilir. Ayakkabı bağcığını bağlama ise daha sonraki zamanlarda edinebileceği bir beceridir.
    Çocuğunuz tek ayak üstünde dengede kalabildiğinde, ellerini, kollarını ve bacaklarını kontrollü bir şekilde kullanabildiğinde kendi başına giyinebilir. Tüm bunlar genelde 18-24 ay arasında mümkün olmaktadır.
    Çocukların giysilerini giyinmeyi ve çıkarmayı öğrenmesi diğer beceriler gibi biraz zaman alacaktır. Her yeni beceride olduğu gibi sabırlı olmak ve kendi başına denemesine fırsat vermek çocuğun giyinme becerisini kazanmasını sağlar. Çocuğunuzun giyinirken ve üzerindekileri çıkartırken hangi aşamada zorlandığını, hangi aşamada başarılı olduğunu gözlemlemeniz önemlidir. Başarılı olduğu her zaman onu takdir edin. Örneğin, “Pantolonunu kendi başına giydiğini görüyorum. Ne güzel!” gibi. Zorlandığı yerlerde hemen yardım etmeden önce “yardım ister misin” diye çocuğunuza sorun. “Evet” yanıtını aldıktan sonra yardım edin ancak son adımı yine çocuğunuzun tamamlamasına fırsat verin. Çocuğunuz başarılı olduğunu gördükçe kendi başına giyinmeyi daha fazla denemek isteyecektir. Bu nedenle kendi başına giyinme deneyimi başarısızlıkla veya hayal kırıklığıyla sonuçlanmamalı aksine cesaretlendirici ve teşvik edici olmalıdır. Çocuğu acele ettirmek veya zorlandığı için giysilerini onun yerine giydirmek hem çocuğun kendine güvenini olumsuz yönde etkileyecek hem de kendi başına giyinmeyi öğrenmesini engelleyecektir. Oysa sakin olduğunuzda, başarılı olduğu zamanlarda onu takdir ettiğinizde ve zorlandığı yerlerde ihtiyacı olduğu kadar yardım ettiğinizde kendi başına giyinmeyi öğrenebilir.
    Bu konuda işinize yarayacak diğer öneriler şu şekilde sıralanabilir:
    1. Giysilerini çıkarmayı ve giyinmeyi çocuğunuza öğretirken elinizi çocuğunuzun elinin üzerine koyarak adım adım ne yaptığınızı açıklayarak ona gösterin. Çocuğunuz kendi başına giyinmeyi ve üzerini çıkarmayı başardıkça desteğinizi azaltabilirsiniz. Olabildiğince sık çocuğunuzun kendi başına giyinmeyi denemesine fırsat verin. Aceleniz olmadığı zamanlar, özellikle haftasonları bunun için uygun olabilir.
    2. Giysileri çıkarma giyinmeden daha kolay olduğu için çocuğunuzdan önce giysilerini (çorabını, tişörtünü) çıkarmasını isteyebilirsiniz. Giyinme konusunda ise geniş ve rahat giyilebildiği için pijamadan başlayarak ilk denemeleri yapabilirsiniz.
    3. Kolay giyilebilen ve geniş giysiler alabilirsiniz. Çıt çıtlı, cırt-cırt bantlı ve lastikli giysiler; düğmeli, bağcıklı ve fermuarlı giysilere göre daha kolay giyinilir/çıkarılır. Bu nedenle çocukların kendi başlarına giyinmeyi öğrendiği ilk zamanlarda özellikle tercih edilmelidir.
    4. Çocuğunuzun parmaklarını ve ellerini daha becerikli bir şekilde kullanmasını desteklemek için delikten ip geçirme, fermuar çekme, çıtçıt kapama, cırtcırt açma kapama ve düğme ilikleme gibi egzersizleri bir oyuncak veya kitap üzerinde deneyebilirsiniz. Giysilerinden önce bir model ya da kitap üzerinde bu becerilerini geliştirmesi giyinirken çocuğunuzun işini kolaylaştıracaktır.
    5. Giyinme ve giysilerini çıkarmayı oyun haline dönüştürebilirsiniz. Örneğin, “Bakalım ben gözümü açıncaya kadar sen çorabını giyebilecek misin?” veya “Saat çalana kadar pantalonunu çıkarabilecek misin?” gibi. Müzik veya şarkı eşliğinde birçok iş daha eğlenceli ve akılda kalıcı hale gelebilir. Çocuğunuz her bir parça giysiyi giyerken “işte biz çorapları böyle giyiyoruz. Önce biri sonra diğer eşi…” gibi bir şarkıyla eşlik ettiğinizde çocuğunuz hem giysilerin adını hem de nasıl giyildiklerini daha kolay aklında tutabilir.
    6. Çocuğunuzun giyinmesine yardımcı olurken bilerek komik hatalar yapın (“Bu pantalon kafaya mı giyiliyor” gibi) ve sizi düzeltmesini bekleyin. Sizin hata yapmanız ve onun sizi düzeltmesi çok hoşuna gidecektir!
    7. Çocuğunuzun giysilerin önü ve arkasını anlamasına yardımcı olmak için giysilerin etiketlerine bakmasını öğretebilirsiniz.
    8. Sağ ve sol kavramı küçük yaşlarda tam öğrenilmediğinden çocuğunuz ayakkabısını giyerken yanlış ayağını ayakkabının içine sokabilir. Ayakkabının tabanına başparmağının nereye geleceğini gösteren bir işaret koyabilirsiniz. Eğer görünürse ayakkabının tabanına ayak izini çizebilirsiniz. Bu sayede çocuğunuz sizden yardım almadan ayakkabısını doğru bir şekilde giyebilir.
    9. Çocuğunuzla aynı anda giyinmeyi deneyebilirsiniz. Aynı anda giysilerinizi giydiğinizde çocuğunuz sizi taklit eder ve daha kolay bir şekilde giyinmeyi tamamlayabilir.
    10. Çocuğunuzun hangi giysileri giyeceğini seçmesini isteyebilirsiniz. Seçtiği giysileri sandalyeye veya yere sanki içinde insan varmış gibi serebilirsiniz. Bu sayede çocuğunuz giysileri hangi sırada giyeceğini ve vücudunun hangi bölümüne giyeceğini de görmüş olur.
    11. Çocuğunuz görsel olan şeyleri daha kolay öğrendiğinden kendi başına giyinmesine yardımcı olmak için resimlerden yararlanabilirsiniz. Çocuğunuzun giyinme ve giysilerini çıkarma sürecindeki adımları öğrenmesi için her adıma karşılık gelecek bir resim bulabilir ve bunları sırasıyla çocuğunuzun odasının duvarına yapıştırabilirsiniz. Bu sayede çocuğunuz resimlere bakarak hangi sırayı takip edeceğini bilir ve kendi başına giyinmeyi başarabilir.
    Resimler yerine çocuğunuzun fotoğraflarını da kullanabilirsiniz. Çocuğunuzun giyinme ve giysilerini çıkarmadaki her adımını fotoğraflayabilir; bu fotoğrafları sırayla çocuğunuzun göreceği bir yere yapıştırabilirsiniz. Yapıştırmadan önce çocuğunuza sorarak fotoğraflar arasında bir sıralama yapmasını da isteyin.
    ÇOCUĞUMUN DİL BECERİLERİNİ GELİŞTİREBİLMESİNE NASIL DESTEK OLABİLİRİM?
    Bebekler dünyaya geldikleri andan itibaren ağlayarak, sesler çıkararak (cıvıldama, agulama, çığlık atma), gülümseyerek, gözlerinizin içine bakarak; heyecanlandıklarında ayaklarını hareket ettirerek sizinle iletişim kurmaya başlarlar. Sözel iletişimden çok daha önce sözel olmayan iletişim başlar. Bebekler iletişim kurma çabalarına bir karşılık aldıklarında isteklerini ve ihtiyaçlarını anlatmak için iletişim kurmaları gerektiğini fark ederler.
    Bebekler konuşmaya başlamadan önce de etraflarında duydukları dili anlarlar. Bebekler birinci yıllarında kendi ismi söylenildiğinde bakar, tanıdık nesnelerin/kişilerin isimlerine tepki verir; “baba, mama” gibi sesli ve sessiz harfleri yanyana getirerek ses dizeleri çıkarır. İlk kelimelerini söyler. El sallama, kafa sallama, alkış gibi jestler kullanır. Bazı basit istekleri anlar ve yerine getirir (ver, el salla gibi)
    1-2 yaşları arasında kelime dağarcığı artmaya başlar; 40-50 kelime kullanabilir. Tanıdık hayvanların seslerini çıkarabilir. “Hayır” kelimesini anlar. Başka bir odadan bir oyuncak getirmesi istendiğinde bu isteği anlar ve yerine getirebilir. İki kelimeyi yanyana kullanabilir (anne gel gibi). 2-3 yaşları arasında 2 veya 3 kelimeyi yanyana getirerek cümleler kurabilir. Kelime dağarcığı 200 kelimeye kadar çıkabilir. “Ne, nerede” ve “Evet-Hayır” lı sorulara cevap verebilir. Konuşulanları anlar ve size cevap verir. Oyunlarında bebekleri, arabaları konuşturabilir. Vücut kısımlarının ismini bilebilir. Aynı hikayeyi tekrar tekrar ona okumanızdan hoşlanır.
    3 yaşında birkaç rengin ismini bilir ve söyler. “Büyük-küçük” gibi kavramları ve “içinde, altında, üzerinde” gibi yön ifade eden kelimeleri anlamaya başlar. 3-4 kelimeli cümleler kurabilir. Konuşması çok daha anlaşılır olur. “Kim, neden, kaç tane” gibi sorulara cevap verebilir. İki parçalı komutları anlar ve yerine getirebilir (Topu al ve babana ver). Basit zaman kavramlarını (dün gece, yarın gibi) anlar. Geçmiş ve gelecek zaman ekleri (gitti ve gelecek gibi) ile çoğul ekini kullanabilir.
    4 yaşına geldiğinde renklerin isimlerini bilir ve söyler. 4-5 kelimeli cümleler kurabilir. Hikaye anlatabilir. Üç parçalı yönergeleri (kitabı masaya koy, ayıcığı bana ver, kapıyı aç) anlar ve yerine getirir. Bazı harfleri çıkarmada hala zorlansa da konuşması çok daha akıcıdır.
    Çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek için neler yapabilirsiniz?
    • Çocuğunuzla gün içinde olabildiğince fazla konuşmaya özen gösterin. Her yaptığınızı onun gözlerinin içine bakarak anlatın. Çocuğunuz “şimdi ve burada” olan konularla daha fazla ilgilidir ancak biraz büyüdüğünde geçmiş ve gelecek olaylar hakkında da onunla konuşabilirsiniz.
    • Çocuğunuzu yeni yerlere götürün. Etrafınızdaki nesnelerin özellikleri, insanlar ve olaylar hakkında onunla konuşun. Örneğin, süpermarkete gittiğinizde portakalı çocuğunuza göstererek “Bu portakal turuncu ve yuvarlak. Dokun. Kabuğu biraz sert” gibi bir açıklama yaptığınızda çocuğunuz hem portakalın farklı özelliklerini öğrenir hem de kelime bilgisi artar. Ayrıca etrafınızda duyduğunuz sesler, yaptıklarınız ve çocuğunuzun hissettikleri hakkında konuşmayı da ihmal etmeyin.
    • Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz zamanları (yemek, banyo, alt değiştirme, oyun zamanı) konuşma ve iletişim kurma zamanları olarak düşünün. Her gün tekrarlanan bu işleri acele etmeden ve neler yaptığınızı adım adım anlatarak geçirin. Örneğin, “Kirli bezini çıkaralım. Cırrtt çıktı. Şimdi de ıslak mendille silelim. Biraz soğuk olabilir. Şimdi temiz bezi alıyorum…..Evet bitti. Çok temiz oldun…” gibi her adımı çocuğunuza anlattığınızda hem çocuğunuzun yeni kelimeler öğrenmesine hem de bu öğrendiği kelimeleri pekiştirmesine yardımcı olabilirsiniz.
    • Çocuğunuzun kelime dağarcığının güçlenmesi için gördüğü nesnelerin ve kişilerin isimlerini sıkça duyması önemlidir. Bu nedenle çocuğunuzu banyo yaptırırken vücut kısımlarının, üzerini giydirirken giysilerinin, yemek yedirirken yediklerinin isimlerini ona söyleyin. Ayrıca insanların duyguları (mutlu, üzgün, kızgın vb.); kişilerin ve nesnelerin farklı özellikleri (renk, boyut, vb.) hakkında konuşmaya da özen gösterin.
    • Konuşma miktarınızın yanısıra konuşma şekliniz ve tonunuz da oldukça önemlidir. Konuşmanızın olumlu ve destekleyici bir tonda olması; yasakları ve olumsuz ifadeleri içermemesi faydalı olacaktır.
    • Çocuğunuzla her gün belirli sürelerle (20 dakika) birbirinizin gözüne bakarak konuştuğunuz; dikkatinizi dağıtan hiçbir şeyin olmadığı özel zamanlar belirleyin. Bu süre içinde yavaş ve anlaşılır bir şekilde, kelimeleri tekrar ederek ve vurgulayarak konuşun. Çocuklar dili sizden duyarak öğrendiği için ona uygun kelimeler kullanarak ve dilbilgisi kurallarına dikkat ederek konuşmaya özen gösterin. Tabii ki bunu yaparken çocuğunuzun dikkatinin sizde olduğundan emin olun. Dikkatini çekmek için ilginç ve eğlenceli olmaya çalışın.
    • Çocuklar konuşmaya başlamadan önce gözleriyle ve hareketleriyle çok fazla şey ifade ederler. Bu nedenle kulaklarınız ve gözlerinizle dinlemeniz önemlidir. Örneğin, mama sandalyesinden kalkmak istediği için ellerini size doğru uzattığında “Kalkmak mı istiyorsun?” dediğinizde çocuğunuz ihtiyaçlarını anlatmak için kelimelerini kullanması gerektiğini fark edecektir.
    • Çocuğunuzla iletişim halindeyken onun çıkardığı sesleri, el ve yüz hareketlerini taklit edin; ona karşılık verin. Örneğin, emerken çıkardığı seslere “Çok acıkmış olmalısın” diye bir karşılık verdiğinizde çıkardığı seslerin sizin tarafınızdan anlaşıldığını fark eder.
    • Çocuğunuzun söylediklerini zenginleştirin. Örneğin, “su” dediğinde siz bunu 2-3 kelimeye kadar genişletin: “Su mu istiyorsun?” ya da “Biraz daha su istiyorsun” gibi.
    • Çocuğunuzun isteklerini ifade etmesine fırsat verin. Ne istediğini hemen anlayıp o istemeden ona vermeyin. Kelimeleri yoksa bile size işaret etmesini ya da elinizden tutarak sizi istediği şeye götürmesini bekleyin. Siz daha az anlamaya başlarsanız çocuğunuz daha fazla konuşmayı öğrenebilir.
    • İki seçenek arasından seçim yapmasını sağlayın. Örneğin, “Süt mü portakal suyu mu?” “Mavi çorap mı kırmızı mı?” “Arabayla mı oynamak istersin yoksa hamurlarla mı?” Eğer sorunuza bir cevap alamazsanız elinizle işaret edin ve çocuğunuzun hangisini seçtiğini göstermesini bekleyin.
    • Çocuğunuzun yaşını ve becerilerini dikkate alarak ondan basit isteklerde bulunun. Örneğin, 1 yaşındaki çocuğunuzdan “topu ver” gibi basit isteklerde bulunabilirsiniz. 2 yaşına yaklaştığında “odana git ve kitabını getir” gibi iki parçalı isteklerde bulunmayı deneyin. İsteklerinizi yerine getirdiğinde memnuniyetinizi ona sarılarak, öperek ve övgü dolu sözler söyleyerek gösterin.
    • Çocukların bazı sesleri ve harfleri çıkarmasına destek olması için çeşitli aktiviteler (baloncuk üfleme, pipetten su içme, külahtan dondurma yalama, havuç ve elma gibi sert ve çiğnenebilir yiyecekler yeme) deneyebilirsiniz.
    • Her gün çocuğunuzla birlikte çocuk şarkıları dinlemeye ve parmak oyunları (Kırmızı Balık, Beş Küçük Ördek gibi) oynamaya zaman ayırın.
    • Çocuğunuzla hayali (-mış gibi) oyunlar oynayın. Çocuğunuz kırmızı arabasını sürerken gittiği yeri, içinde kimlerin olduğunu hayal edip size anlatabilir.
    • Çocuğunuza bol bol kitap okuyun:
    - Kitap okumayı etkileşimli bir hale getirin. Kitabın sayfalarını çocuğunuz çevirebilir. Kitaptaki resimleri önce siz ona gösterin, daha sonra onun size göstermesini isteyin. Konuşmaya başladıktan sonra hikayeyle ilgili ve hikayedeki karakterlerin duyguları hakkında çocuğunuza sorular sorabilirsiniz. Çocuğunuz defalarca aynı kitabı okumanızı isterse endişelenmeyin. Tekrarlar çocuğunuzun öğrenmesine yardımcı olur. Bir süre sonra çocuğunuz hikayede eksik bıraktığınız yerleri tamamlayacaktır.
    - Kuklaları kullanarak okuduğunuz hikayeleri canlandırabilirsiniz. Kuklaları konuşturmak, onların neler hissettikleri hakkında sohbet etmek çocuğunuzun hem dil becerilerini hem de empati geliştirmesine yardımcı olacaktır.
    - Evinizde çocuğunuzun kolayca erişebileceği bir rafı onun kitaplarından oluşan küçük bir kütüphaneye dönüştürebilirsiniz. Böylece çocuğunuz siz olmadan da kitapları karıştırabilir, resimlerine bakabilir veya siz ona okuyormuş gibi sizi taklit edebilir.
    - Sadece kitaplarla sınırlı kalmayın. Çocuğunuzun yaşadığı olaylar hakkında hikayeler yazmayı deneyin. Örneğin, oyuncak ayısının karanlıktan korktuğu ve korkusunu yenmek için neler yaptığı ile ilgili bir hikaye oluşturduğunuzda çocuğunuz başkalarının kendisiyle benzer hisleri yaşadığında nasıl çözümler ürettiği hakkında fikir sahibi olmuş olur.
    - Kitapçılara ya da kütüphanelere giderek çocuğunuzun kendisi için kitap seçmesine fırsat verin. Kitap okumanın en büyük keyfi okunacak kitabın seçilmesidir!
    • Çocuğunuzun yanlış telaffuz ettiği kelimeleri “Hayır öyle değil” demeden veya gülmeden doğrusunu ona söyleyin. Örneğin, çocuğunuz kitapta gördüğü fareye “hare” dediğinde “Evet bu bir fare” diyerek doğrusunu sizden duymasını sağlayın.
    • Mümkün olduğunca ekran karşısında (televizyon, tablet, bilgisayar) geçirdiği süreyi kısıtlı tutun. Çocuklar dili en iyi bir başkasıyla etkileşim halindeyken öğrenirler. Özellikle 2 yaşından önce ekran karşısında kontrolsüz sürelerle zaman geçiren çocukların dil gelişiminin olumsuz etkilendiğini biliyoruz. Televizyonu çocuğunuzla birlikte izleyin. Bu zamanı bir öğrenme ve paylaşma zamanına dönüştürün. Örneğin, izledikleriniz içinde sizi şaşırtan ve dikkatinizi çeken şeyler hakkında onunla sohbet edin.
    Son olarak eğer çocuğunuz 2 yaşına yaklaştığı halde konuşmuyorsa, konuşmaya ilgi duymuyorsa, etrafıyla ilgili değilse; göz kontağı kurmuyorsa, ismine tepki vermiyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana (çocuk gelişim uzmanı, çocuk psikiyatristi, konuşma terapisti) başvurmanız önemlidir.
    BEBEĞİMİN GECELERİ KESİNTİSİZ UYUMASI UZAK BİR HAYAL Mİ?
    Birçok ebeveyn bebeğinin uyumamasından, geceleri çok sık uyanmasından şikayet eder. Gecenin ikisinde, uykunuzun en tatlı yerinde ağlama sesiyle uyanmak ve bebeğinizi tekrar uyutmak için türlü yöntemlere başvurmak hiç şüphesiz farklı duygular yaşamanıza neden olur. Pek de olumlu değildir bu duygular!
    Bebekler, doğduktan sonraki ilk haftalarda uzun sürelerle uyurlar. Uyku süreleri konusunda her bebek birbirinden farklıdır; bazıları günde 10 saat uyurken bazıları 18 saat uyuyabilir. Henüz gece ile gündüz arasında bir ayrım yapabildiklerini söyleyemeyiz. Acıktıklarında ve altlarının değişmesine ihtiyaç duyduklarında uyanırlar. Tahmin edilebilir bir uyku döngüleri henüz oluşmamıştır.
    3-4 aylık olduklarında ise öngörülebilen bir uyku düzeni oluşturmaya başlarlar. Geceleri birkaç kez beslenme nedeniyle kesintiye uğrasa da 8-12 saat arasında uyuyabilirler. Gündüzleri toplamda 3-5 saat süren uykuları olabilir. 1 yaşına geldiklerinde geceleri 10-12 saat, gündüzleri de iki defa (biri sabah diğeri öğleden sonra olmak üzere) uyurlar. 2 yaşına yaklaşırken gündüz uykuları ikiden bire düşebilir.
    3-4 aylık döneme kadar bebeğinizi uyurken kundaklamayı deneyebilirsiniz. Kundaklanan bebeğiniz daha güvende hisseder ve kontrolsüz el ve kol hareketleri nedeniyle kendisini uyandırmaz.
    Bebeklerin, uyku döngüsünü oturtabilmesi 4-6 ayları arasında mümkün olmaktadır. Herkes gibi bebekler de gece boyunca birçok kez uyanırlar. Bazı bebekler kendi başlarına uykuya geri dönebilirken bazıları geri dönemez ve yardımınıza ihtiyaç duyduğu için ağlamaya başlar. Bebekler uyandıkları zaman uykuya dalmadan önceki hallerini isterler. Eğer emerek, kucakta sallanarak veya pusetinde gezdirilerek uykuya daldıysa, gece uyandığı zamanlarda da aynı şeyi isteyecektir. Çoğu zaman sorun geceleri uyanmak değil, uyandıktan sonra tekrar uykuya dalamamaktır. Kendi başına uykuya dalma bebeğinizin kazanması gereken en önemli becerilerden biridir. Nasıl ki emeklemeyi öğrenmesi için bebeğinizi yere koymanız ve kendi başına denemeler yapmasına fırsat vermeniz gerekliyse kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesi için de ona fırsat vermelisiniz.
    Bebeğinize uyku alışkanlığı kazandırmaya 3. aydan itibaren (hatta daha da erken) başlayabilirsiniz. Bu önemli sorumluluğunuzda size yardımcı olacak bazı noktalara dikkatinizi çekmek isteriz:
    Uyku Zamanlarının Planlanması:
    Bebeğinizin gece ve gündüz uykularının her gün yaklaşık olarak aynı zamanda olması önemlidir. Bebeğinizi her gün aynı saatte kendi odasında ve kendi yatağında uyumaya alıştırın. Her gün benzer saatlerde uyuduğu için bebeğinizin günlük ritmi (biyolojik saati) oluşmaya başlayacaktır. Ayrıca, bebeğinizin uykuya dalmadan önceki ortamı ile gece boyunca uyandığı zamanlarda karşılaştığı ortam aynı olduğunda gece uyanmalarından sonra tekrar uykuya dönmesi kolaylaşır. Genelde bebekler/çocuklar en iyi karanlık, sessiz ve serin ortamda uyurlar. Çocuklar biraz büyüdüğünde karanlıktan korktukları için kısık bir ışığın açık kalmasını isteyebilirler. Bu durumda odanın tamamen karanlık olması veya koridorda kısık bir ışığın bulunması kararını çocuğunuza bırakabilirsiniz.
    Bebeğinizin gündüz uykularını da düzenli hale getirmeniz önemlidir. Bebeğiniz, gündüz uykusundan geç uyandığında veya gündüz uzun süreler uyuduğunda gece yatma saati geldiği halde uykusu gelmemiş olacaktır. Gece daha uzun uyusun diye gündüz uyutmamak uygun bir çözüm değildir. Kaliteli bir gece uykusu, bebeğinizin gündüz uykularıyla doğrudan ilişkilidir.
    Uyku Öncesi Rutin:
    Bebeğinizin kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesi ve gece boyunca kesintisiz uyuması için en önemli adımlardan biridir. Örneğin, banyo, masaj, alt değiştirme, yatağa koyma ve sevgi sözcüğü söyleme gibi bir uyku öncesi rutininiz olabilir. Uyku öncesi rutinine bebeğiniz daha birkaç haftalıkken bile başlayabilirsiniz. Alt değiştirme, ninni söyleme ve yatağa koyma şeklinde basit bir rutininiz olabilir. Bebeğiniz ninniyi duyduktan sonra yatağa koyulacağını öğrenir. 2 yaşından sonra kitap okumayı da rutininize ekleyebilir; rutininizi resimli bir tablo haline dönüştürebilirsiniz. Tablo sayesinde çocuğunuz rutinin içinde yer alan adımları görebilecek ve uyku zamanını geciktirmek için fazla itiraz etmeyecektir.
    Uyku öncesi rutini bebeğinizin odasında; kendini rahat ve güvende hissettiği bir yerde olmalıdır. Bebeğinizin odasında rahat hissetmesi için uyanık olduğu zamanlarda odasında oyunlar oynayabilir, alt değiştirmenin ve gündüz uykularının da odasında olmasına dikkat edebilirsiniz.
    Uyku öncesi rutin, bebeği/çocuğu sakinleştiren aktiviteler içermeli; hareketli oyunlar, televizyon ve bilgisayar bebeğin/çocuğun uykuya dalmasını güçleştirdiği için uyku öncesinde tercih edilmemelidir. Yatma zamanından bir saat önce televizyonu kapatmanız da faydalı olur. Ayrıca, çocuğunuzun en son yediği yemek uyku saatinden 1-2 saat önce olmalıdır. Eğer çocuğunuz acıkıyorsa, yatmadan önce ona hafif bir atıştırmalık (süt gibi) verebilirsiniz. Çikolata ve gazlı içecekler kafein içerdiğinden ve kafein uykuyu olumsuz etkilediğinden çocuğunuzun gece yatmadan önce kafein almamasına dikkat etmelisiniz.
    Uyku İşaretlerinden Sonra Rutine Başlanmalı...
    Uyku öncesi rutininize başlamadan önce bebeğinizin/çocuğunuzun uyku işaretlerine bakmanız önemlidir. Bu işaretler esneme, hareketlerinde yavaşlama, gözünü ovuşturma, kulağını çekiştirme şeklinde olabilir. Bu işaretleri gördüğünüzde uyku rutinine başlamanızı öneririz. Bebeğinizin uykusunun geldiği zamanı kaçırdığınızda uykuya dalması zorlaşacaktır. Bilinenin aksine bebeği geç vakte kadar uyutmamak gece daha iyi uyumasını sağlamayacaktır. Bebeğinizin gece boyunca kesintisiz uyumasını istiyorsanız onu akşam olabildiğince erken yatırmanız gereklidir. Gece geç yatırıldıklarında yorgun oldukları için bebeklerin uykuya dalmaları da zorlaşır.
    Uykusu Gelmiş Ama Uyanık...
    Bebeğinizi yatağa koyduğunuzda bebeğinizin hala uyanık (uyku bastırmış bir halde) olması önemlidir. Ancak bu sayede bebeğiniz kendi başına uykuya dalmayı öğrenebilecektir. Emerken ya da biberondan süt içerken uykuya daldığında kendi başına uykuya dalmayı hiçbir zaman öğrenemeyecektir. Bu nedenle beslemeyi uyku öncesi rutininden ayırmayı denemelisiniz. Rutine başlamadan önce bebeğinizi beslemeniz ve beslenme ile rutin arasında bir süre bırakmanız faydalı olur.
    Bebeğinizi gece beslerken de onu fazla uyarmamaya, uykusunun açılmamasına dikkat edin. Işıkları yakmayın, bebeğinizle konuşmayın veya onu gereğinden fazla kucağınızda tutmayın. Besledikten ve gazını çıkardıktan sonra tekrar uyuması için yatağına bırakın. Gerekmedikçe altını değiştirmeyin çünkü bebeğinizin uykusunun açılmasına neden olabilir. Gece boyunca altının kuru kalmasını sağlayan bezlerden tercih edebilirsiniz.
    Uyku Arkadaşı...
    1 yaşından sonra çocuğunuz kendi seçtiği bir uyku arkadaşını yatağında misafir edebilir. Çocuğunuz gece boyunca uyandığında uyku arkadaşına sarılarak kendini rahatlatabilir ve tekrar uykuya dönebilir. Çocuklar uyku arkadaşları konusunda oldukça hassastır. Ne kadar kirlense de yıpransa da ondan vazgeçmek istemezler; gittikleri yerlere onu da yanında götürmek isteyebilirler.
    Bebeğimi yatağına koyduktan sonra ağlamaya başlarsa ne yapmalıyım?
    Anne babaların en çok merak ettikleri konulardan biri, kendi başına uykuya dalmayı öğrenirken, bebeklerinin ağlamaları karşısında nasıl davranmaları gerektiğidir. Gece uyanan bebeğiniz, yorgun ve uyumak istediği ancak bunu nasıl yapacağını bilemediği için biraz gözyaşı kaçınılmaz olacaktır. Gün boyunca sevilen, ilgi gösterilen ve ihtiyaçları karşılanan bebeğin, kendi başına uykuya dalmayı öğrenme sürecinde bir süre ağlamasının olumsuz bir etkisi olacağını düşünmemek gerekir. Rutininizi tamamladıktan ve bebeğinizi yatağa koyduktan sonra odadan çıkın. Bebeğiniz yatağa konulduğu için ağlayabilir. Ağladığı zaman hemen kucağınıza almayın. Kendini sakinleştirmesi için ona biraz süre verin. Bebeğinizin ağlamalarına duyarsız kalmadan, her 30 saniyede veya 2 dakikada (süresini siz ayarlayabilirsiniz) bir sizi görmesini sağlayarak bebeğinizin güvende olduğunu hissetmesini sağlayın. Her göründüğünüzde “Her şey yolunda. Şimdi uyku zamanı. Sabah olduğunda görüşeceğiz” dedikten sonra odadan çıkabilirsiniz. Bebeğinizin yanına gittiğinizde ışıkları yakmayın veya bebeğinizle konuşmayın çünkü bu bebeğinizin uykusunun açılmasına neden olur ve tekrar uykuya dönmesini zorlaştırır. Daha iyi hissedeceksiniz, bebeğinizin sakinleşmesi için birkaç dakikalığına onu yataktan kaldırın ancak kucağınızda sallamayın veya kucağınızda uyutmayın. Birkaç dakika sonunda yatağına geri koyun. Bunu defalarca tekrarlamanız gerekebilir. Odadan çıkma konusunda kendinizi iyi hissetmiyorsanız, bebeğinizin yatağının yanında bir sandalyede oturmayı deneyebilirsiniz. Bunu yaparken bebeğinizle göz temasınızın olmamasına dikkat edin ki bebeğiniz uyandıktan sonra kendi başına uykusuna dönebilsin.
    Bebeğinizin geceleri biraz ağlamasına izin vermeyi ceza olarak düşünmek yerine onun için önemli olan bir beceriyi kazanmasına yardımcı olduğunuzu kendinize hatırlatın. Bebeğiniz gece boyunca 5-6 kez uyanmadığında emin olun çok daha enerjik ve mutlu olacaktır. Tabii siz de öyle! Ayrıca bu ağlamaların, tutarlı davrandığınız sürece 3-5 gün içerisinde azalacağına ve bebeğinizin kendi başına uykuya dalmayı öğreneceğine inanmalısınız. İlk gece bebeğinizin ağlaması uzun sürebilir hatta ikinci gece süre daha da uzayabilir. Ancak 3. geceden itibaren ağlama süresinde bir azalma olduğunu gözlemleyeceksiniz. 1-2 hafta süresince düzenli bir şekilde uygulamalarınıza devam ettiğinizde, bebeğinizin uyanmadan geçirdiği sürelerin 6-8 saate kadar çıktığını şaşkınlıkla karşılayacaksınız. Çünkü bebeğiniz gece uyansa da artık kendi başına uykuya dalabilmeyi öğrenmiştir. Bebeğinizin kesintisiz uyuması uzak bir hayal değil; ihtiyacınız olan şey sihirli üçlü: biraz sabır, zaman ve kararlılık...
    Bebeğinizin uyku alışkanlığı kazanmasına yardımcı olurken onun mizaç özelliklerini de dikkate almalısınız. Bazı bebekler daha sakin ve yeniliklere kolay uyum sağlarken bazı bebekler yenilikler karşısında daha dirençli olabilir. Uyku alışkanlığı, bebeğin hayatındaki bir yenilik olduğu için bebeğinizin bu durumu nasıl karşılayacağı konusunda önceden düşünmeniz, eşinizle ve/veya bakıcınızla birlikte hareket etmeniz önemlidir. Gece ağlamaları konusunda nasıl bir yöntem izleyeceğinize karar vermelisiniz: Örneğin, yatağa kim koymalı? Ağladığı zaman kaç dakika aralıklarla kontrol etmeli? Ağlama konusunda kim daha dayanıklı olabilir?
    Son olarak, eğer bebeğiniz 12. ayını tamamladığı halde bir süredir;
    - Uykuda dalmada ciddi zorluk yaşıyorsa,
    - Gece yarısında uyanıyor ve siz olmadan tekrar uykuya dalamıyorsa,
    - Uyku problemleri çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkiliyor ve aile yaşantınızın kalitesini düşürüyorsa,
    vakit kaybetmeden bir uzman desteği almanızı öneririz.
    BEBEĞİMİN CİLDİ NEFES ALIYOR, BU SAYEDE RAHAT HAREKET EDİYOR VE RAHAT HAREKET ETTİKÇE DAHA İYİ GELİŞİYOR.

    Pişik hiç şüphesiz bebeğinize rahatsızlık verir ve onun özgürce hareket etmesini engeller. Yaşadığı rahatsızlık hissi nedeniyle her zamanki neşesinden eser kalmaz. Pişik, bebeğinizin cildinin rahat nefes almasını ve altının kuru kalmasını sağlayan bezler sayesinde önemli ölçüde önlenebilir. Peki, cildi rahat nefes aldığında bebeğiniz ne hisseder? Öncelikle cildi rahat nefes aldığında huzurlu ve mutlu olur. Her yeni güne öğrenme ve keşfetme isteğiyle başlayan miniğinizin beyin gelişimi için huzurlu ve rahat olması oldukça önemlidir. Bebeğinizin yeni şeyler öğrenmesi kendini rahat hissetmesine bağlıdır çünkü öğrenme duygularla fazlasıyla ilişkilidir. Mutsuz ve rahatsız hisseden bebeğinizin öğrenme kapasitesi düşer. Rahatsızlık duyduğu için konsantre olamaz, dikkati çabucak dağılır. Dikkatini yoğunlaştıramadığı için de algılaması ve öğrenmesi zorlaşır.
    Bebeğiniz en iyi oyun ve sizinle kurduğu iletişim sayesinde öğrenir. Beyninde yeni bağlantıların oluşması için etrafıyla ilgilenmesi, ilişki kurması; hareket halinde olması, dokunması ve keşfetmesi gereklidir. Hareketleri kısıtlandığında veya dikkatini veremediğinde bebeğiniz, gün içindeki öğrenme fırsatlarını kaçırmış olur. Pişik nedeniyle sürekli rahatsız hisseden bebeğinizi rahatlatmak ve onu oyuna davet etmek de hiç kolay değildir. Bir anlamda pişiğin onunla kurduğunuz ilişkiyi de olumsuz yönde etkilediği düşünülebilir. Bebeğinizin dikkatini dağıtan, onun etrafını keşfetmesini; hareketini ve özgürlüğünü engelleyen durumları ortadan kaldırmak için bazı önlemler almanız önemlidir. Bebeğin cildinin rahat nefes almasını sağlayan bezlerin cilt koruması dışında sağlıklı gelişime de katkı sağladığı bilinmelidir. Bebeğinizin sağlıklı ve mutlu gelişimi tüm ailenizin mutlu olmasına katkı sağlar. Rahat ve huzurlu hisseden bebeğinizle siz de güne keyifli başlarsınız ve yıllar geçse dahi hatırlanacak mutlu “an”lara imza atabilirsiniz.

    Sıfır Beden

    Prima Premium Care - bebek bezleri 5 Yıldızlı Cilt Koruması ile Prima Premium Care şimdi prematüre bebeklerin narin ciltlerini de koruyor - Sıfır Beden Yenidoğan bezleri artık Islaklık Göstergeli

    Yenidoğanların %5 - 9'u ana rahminden çıkmak için biraz fazla isteklidir. Narin ciltlerinin kendine has ihtiyaçları vardır ve özel bakım gerektirir. 5 Yıldızlı Cilt Koruması ile Prima Premium Care bebeğinizin cildine özen gösterir ve tahrişi azaltır.

    Bu yüzden Islaklık Göstergesi teknolojisine sahip Prima Premium Care Yenidoğan'ın sıfır bedenini ürettik. Çok küçük veya çok erken doğanlara özel Prima'nın ilk ve tek bebek bezi. Bebeğinizin hak ettiği Prima koruması bu bezde.
    pamperspampers

    Üye Yorumları